Onkolojik Cerrahi

Genel Tanıtım

Onkolojik Cerrahi Genel Bilgilendirme

Onkolojik Cerrahi Ön Görüşmelerinde Fark Ücreti Alınmamaktadır.

Kanser, dünyada giderek artan bir sağlık problemidir ve toplumlarda önemli bir sosyoekonomik yüke, bireylerde de maddi ve manevi kayıp ve zorluklara yol açmaktadır. Yeni yayımlanan dünya kanser istatistiklerine göre; ölüm nedenleri arasında kanser ilk sırada yer almaktadır. Dünya’da toplam 14,1 milyon yeni kanser vakası gelişmiş ve 8,2 milyon kansere bağlı ölüm olmuştur. Kanserde benzer seyir devam ettiği takdirde 2030 yılına gelindiğinde yıllık 22 milyon yeni vaka ortaya çıkması, yani 2008 verilerine göre yeni vakalarda %75 artış olması beklenmektedir.

Önümüzdeki yıllarda gelişecek olan kanser olgularının önemli bir kısmının az gelişmiş ülkelerde ortaya çıkması beklenmektedir. Ülkemizde sebebi bilinen ölümler sıralamasında kardiyovasküler hastalıklardan sonra en sık görülen ikinci ölüm sebebi olması açısından önemli bir toplum sağlığı problemidir. Kanser ile mücadele kanser kayıtçılığından tedavi ve palyatif bakıma kadar uzanan geniş bir yelpazeden oluşan oldukça komplike bir süreçtir. Çağımızın hastalığı olarak nitelendirilen ve global bir sorun olan kanser ile mücadele de, Birleşmiş Milletler 2011 yılında tüm dünya ülkelerine kendi ulusal kanser kontrol programlarını hazırlamaları ve uygulamaya geçmeleri hususunda çağrıda bulunmuştur. 

Türkiye’de toplam 163.417 kişiye yeni kanser teşhisi konulmuştur. 

Kanserin genellikle ileri yaş hastalığı olmasından dolayı, yaş ilerledikçe ilk sıralarda görülmekte olan kanserlere ilişkin örüntü genel Türkiye örüntüsüne yaklaşmaktadır. Meme kanseri kadınlarda en sık görülen kanser türüdür. Tanı konulan her 4 kadın kanserinden 1’i meme kanseridir. 

Meme kanseri evreleri incelendiğinde veri tabanında yer alan invaziv vakaların onda biri uzak evrededir. Kolorektal kanserler hem kadınlarda hem de erkeklerde üçüncü sırada yer almaktadır. Uterus serviksi ise kadın kanserlerinde onuncu sıradadır. 

Başlıca etkeni HPV olan bu kanser ülkemizde düşük sıklıkta görülmesine rağmen, uluslararası kanser ajansı tarafından yapılmış olan analizlerde HPV’ye bağlı kanserler erkek kanserlerinin %1, kadın kanserlerinin ise %5-10’undan sorumludur. Ülkemiz verileri incelendiğinde, HPV ile ilişkili kanserlerin kadınları daha çok etkilediği, kadınlarda erkeklerin yaklaşık 5 katı HPV ilişkili kanser olduğu tahmin edilmektedir. 

Meme, uterus korpusu ve over gibi kadın kanserlerinde en önemli risk faktörlerinden birisi de obezitedir. Obezitenin etken olduğu kanserler daha çok kadınları etkilemektedir. Bu nedenle obezite ile ilişkili kanserlerin kadınlarda hızın erkeklere göre yüksek olarak görülmektedir.

Onkolojik Cerrahi (Kanser Cerrahisi) ile Tedavi Edilen Hastalıklar:

  • Ağız Kanseri
  • Akciğer Kanseri
  • Beyin Tümörleri
  • Böbrek Kanseri
  • Cilt (Deri) Kanseri
  • Endometrial Kanser
  • Gırtlak Kanseri
  • Gliomlar
  • Kalın Bağırsak Kanseri
  • Kemik Tümörleri
  • Kolon ve Rektum Kanseri
  • Meme Kanseri
  • Mide Kanseri
  • Noninvaziv Kanserler
  • Özofagus Kanseri
  • Prostat Kanseri
  • Rahim Ağzı Kanseri
  • Testis Kanseri
  • Tiroid Kanseri
  • Vulva Kanseri
  • Yumurtalık (Over) Kanseri

 

ÜROLOJİK KANSERLER

Vücudun temel yapıtaşları olan hücreler normalde vücudun ihtiyacına göre kontrollü bir şekilde çoğalabilirler. Kanser, bir hücre tipinin kontrol dışı ve düzensiz çoğalması sonucu büyüyerek tümör oluşturması, etrafındaki yapıları istila etmesini ve uzak organ ve bölgelere yayılabilme yeteneğini ifade eder. 

Ürolojik kanserler, böbreklerde, idrar yolları (üreterler) ve mesanede, prostatta ve testislerde görülebilir. Kanser gelişimde çevresel (çevre kirliliği, mesleki maruziyet), diyetsel ve genetik faktörlerin etkileri vardır. Ürolojik kanserlerde de sigara içimi, boya ve petrol sanayinde çalışma önemli etmenlerdir.

BÖBREK KANSERİ

Her yıl yaklaşık 10 bin kişinin bu hastalığa yakalandığı bilinmektedir. Böbrek kanserleri tüm kanserlerin %2’sini oluşturur. Erkeklerde kadınlara nazaran 2-3 kat daha fazla görülür. Her yaşta görülebilmekle birlikte 60 yaş üzeri görülme sıklığı daha artar. Sigara, şişmanlık, yüksek tansiyon, aşırı analjezik kullanımı, maruz kalınan bazı kimyasallar, böbrek kanserinin oluşumunu kolaylaştırmaktadır. Erken tanı konulup uygun tedavi verilirse böbrek kanserinin tamamen iyileşeceği unutulmamalıdır. Erken evrede tanı konulduğu takdirde böbrek kanserli 

Belirtileri: 

  • İdrarda kanama,
  • Yan ağrısı,
  • Ele gelen kitle,
  • Hafif ateş,
  • Gece terlemesi,
  • Halsizlik ,
  • Kilo kaybı olabilir.

 

Teşhis:

Hastanın yakınmaları, öyküsü ve doktorun ilk değerlendirme bulguları daha sonra yapılacak araştırmaları belirlemek için çok önemlidir. Ayrıca yapılan check-up kontrol programlarında da hastalık teşhis edilebilir. Böbrek tümörlü hastalarda bazen idrarda gizli kan yakalanabilir. Ultrasonografi böbrekte tümör olup olmadığını belirlemek için çok yararlıdır. Bu tetkiklerde elde edilen görüntülerde böbrek tümörü gösterilmiş ise ya da şüphesi varsa bilgisayarlı tomografi (BT) veya manyetik rezonans (MR) incelemesi yapılmalıdır. 

Tedavi:

Böbrek tümörünün tedavisi hastanın yaşı, genel sağlık durumu ve kanserin yayılım derecesine (evre) göre belirlenir. Tümörün  yeri, büyüklüğü, yayılımı, hastanın tek böbrekli olması, tümörlerin her iki böbrekte birden saptanması gibi faktörler, tedavi şeklinin belirlenmesinde önem taşır. Günümüzde böbrek kanseri ameliyatları açık ve kapalı yöntemlerle hastanede kısa süreli yatış süreleri ile gerçekleşebilmektedir. Yapılacak cerrahi işlemler  parsiyel nefrektomi (böbreğin sadece hastalıklı kısmı alınır) veya radikal nefrektomidir. 

Böbrek kanserlerinin radyoterapi (ışın tedavisi) ve kemoterapi (ilaç tedavisi) gibi tedavi yöntemlerine dirençleri yüksek olduğundan cerrahi uygulamanın başarısı çok önemlidir.

Küçük böbrek  kanserlerinde cerrahi yapılamayacak hasta gruplarına radyofrekans ve krioterapi gibi minimal invaziv işlemlerde uygulanabilir

Son yıllarda kullanıma giren yeni bazı ilaçlar ile metastaz yapmış böbrek tümörlerinin tedavisinde oldukça başarılı sonuçlar alınmaktadır.

MESANE VE ÜST ÜRİNER SİSTEM KANSERİ

Mesane ve üst üriner sistem  kanseri, özellikle sigara kullanan ve sanayide (lastik, akü, baca) çalışan kişilerde çok sık görülmektedir. Bu tip kanserlerin ilk belirtisi idrardan kan gelmesidir. İdrardan kan gelmesi halinde mutlak surette doktora başvurmaları ve doktorların tetkiklerle bunu ortaya koyması gerekir. 

Belirtiler:

  • İdrarda kan gelmesi
  • İdrara sık gitme,
  • İdrar yapamama
  • Yan veya sırt ağrısı

 

Teşhis:

Tanı koymak için ultrasonografi, BT (ilaçlı, ürografi) veya MR yapılabilir. Tanıda altın standart sistoskopi olarak adlandırılan endoskopik olarak mesane içine kamerayla girip bakılmasıdır.

Tedavi:

Cerrahi, mesane ve üst üriner sistem tümörlerinin genel bir tedavi yöntemidir. 

Üst üriner sitem kanserlerinin standart tedavisi tümörün olduğu taraf böbrek, üreter ve üreterin mesaneye açıldığı bölümün cerrahi olarak çıkarılmasıdır

Erken mesane tümörü, yani yüzeyel mesane kanseri, TUR (transüretral rezeksiyon-kapalı yöntemle mesane tümörünün kesilerek çıkartılması) yöntemi ile tanı alırken aynı anda da tedavi edilebilir. TUR’da doktor üretra (penisin içindeki idrar kanalı) içinden mesaneye sistoskopu sokar. Takiben doktor ince bir halka yardımıyla tümörü yerinden koparır ve yakar. TUR ameliyathanede yapılır ve anestezi (narkoz) gerekir. Bu işlem sonrası uygun evredeki kanser türüyse mesane içine ilk  24 saatte nüksü önlemek için kemoterapide yapılır. Patolojiden sonra hastalık ilerlemesini ve nüksü önlemek için belli aralıklarla mesane içine kemoterapi veya immünoterapi (BCG) yapılmalıdır. 

İlerlemiş  mesane tümörü için uygulanan en sık ameliyat radikal sistektomidir (mesanenin tümünün ameliyatla çıkarılması), invaziv hastalıkta tek başına kapalı ameliyat (TUR) yeterli olmamaktadır. Bu cerrahi (radikal sistektomi) tümör kas tabakasına ilerlemişse yapılır. Radikal sistektomi operasyonu, bazı yüzeyel mesane kanseri vakalarında da (yüzeyel tümör mesanenin büyük bir bölümünü kapsıyorsa veya yüzeyel mesane kanserinde uygulanan tedavi yöntemleri başarısız kalıyorsa) uygulanabilir. Radikal sistektomide tüm mesane, çevre lenf bezleri  çıkarılır. Mesane çıkarılınca idrarın vücuttan atılması için barsaktan yeni bir yol oluşturur. 

Metastaz yapmamış mesanesini korumak isteyen hastalara da cerrahi kadar başarılı olmasa da radyoterapi ve kemoterapi uygulanabilir.

PROSTAT KANSERİ

Erkeklerde en sık görülen kanser türlerinden biridir. İyi huylu prostat büyümesinden farklıdır. Hormon duyarlı bir kanser türüdür.

Belirtiler:

  • Erken dönemde iyi huylu prostat büyümesi belirtileri vardır. 
  • İdrar yapmaya başlamada gecikme ve idrar yapmanın bitiminde idrarın damla damla akmaya devam etmesi 
  • Özellikle geceleri olmak üzere sık sık idrar yapma ihtiyacı 
  • Hiç idrar yapamama
  • Zayıf, ince veya kesik kesik idrar yapma 
  • İdrar yaparken yanma veya ağrı 
  • Cinsel ilişkide ağrılı yukarıda belirtilen ejakülasyon(boşalma) 
  • İdrar veya menide kan görülme gibi. 
  • İleri aşamalarda sırt ve bel ağrısı gibi metastaza ait bulgular görülür.

 

Teşhis:

Parmakla rektal muayene: Prostat hastalıklarının tanısında en önemli aşama prostatın makattan parmakla muayenesidir. Doktor hastasına uygun pozisyonu verdikten sonra eldiven giyip kayganlaştırıcı madde vazelin sürdüğü parmağı ile prostat muayenesi yapar. Bu muayenede prostatın büyüklüğü, kıvamı ve kitle içerip içermediği kontrol edilir.

PSA testi: Kanda bakılır

Prostat Multiparametrik MR: 

Prostat biyopsisi: Ultrason eşliğinde  standart veya  MR füzyon şeklinde yapılır

Tedavi:

Erken evre prostat kanserleri cerrahi yöntemlerle (açık, laparoskopik veya robotik) yapılabilir. Tüm ameliyat yöntemleri fonksiyel sonuçları açısından birbirine benzer etkinliktedir.

Ameliyat olmak istemeyen hastalara  radyoterapi uygulanabilir

Metastatik hastalara hormonoterapi kemoterapi uygulanmalıdır. 

TESTİS KANSERİ

Nadir görülmekle birlikte 15-35 yaş arası erkek hastaların en sık görülen ürolojik kanserlerindendir. Erken dönemde tanı konulursa tedavi şansı oldukça yüksektir. Yumurtalıkları inmemiş hastalarda daha sık görülür. Erken tanı için erkeklerin  kendi testislerini belli aralıklarla muayene etmeleri önemlidir. 

Belirtiler:

Yumurtalıklarda ağrı sızlama

Yumurtalıkta şişlik büyüme 

Teşhis:

Yapılacak olan muayene ve skrotal usg ile hızlıca tanı konulur

Ayrıca Beta HCG, AFP ve LDH gibi kan tetkiklerinde de yükselme olabilir.

Tedavi:

Hastalıklı testisin inguinal bölgeden yapılan bir kesiyle çıkarılması (İnguinal orşiektomi) yapılmalıdır.

Patoloji ve yapılan görüntüleme tetkiklerinden sonra kemoterapi ve/veya radyoterapi uygulanabilir. 

OMURGA TÜMÖRLERİ

Omurga tümörlerinde cerrahi tedavinin tercih edilmesi, tümörün tipi ve lokalizasyonu, nöral basının olup olmaması, etkilenen omurun tutulan kısmı, omurga instabilitesine yol açıp açmaması, tümörün biyolojisi, hastanın beklenen yaşam süresi ve sonraki tedavilerden umulan başarı gibi kriterlere bağlıdır.

Omurga tümörlerinin tedavisinde cerrahi yaklaşım için çok iyi belirlenmiş bir kaç endikasyon vardır. Bunlar: (1) kemoterapi, radyoterapi veya korse gibi cerrahi dışı uygulamalara cevap vermeyen dirençli ağrı olması, (2) radyoterapi sırasında veya sonrasında ilerleyici nörolojik defisit oluşması, (3) tümörün radyoterapiye dirençli olması, (4) tanı koyma gereksinimi, (5) tümör kitlesinin büyümesi histopatolojik ile nöral elemanların dekomprese edilme ihtiyacı, (6) vertebral kemik mimarinin majör harabiyeti veya spinal instabilitenin varlığıdır.

İYİ HUYLU OMURGA TÜMÖRLERİ

Dahlin'in 8542 tümör vakasını içeren serisine göre, primer iyi huylu kemik tümörlerinin yaklaşık % 8'i omurga ve sakrumu tutmaktadır. Diğer taraftan primer omurga tümörlerinin %20-40'ının iyi huylu lezyonlar olduğu da belirlenmiştir. Diğer lokalizasyonlarda yerleşen iyi huylu kemik tümörleri gibi omurganın iyi huylu kemik tümörleri de erken yaşlardaki hastaları tutma eğilimindedir. Dahlin, iyi huylu kemik tümörlerinin % 60'ının ikinci ve üçüncü dekatlardaki kişileri tuttuğunu rapor etmiştir.  İyi huylu tümörlerin, omurga boyunca üst kısımları tutma eğiliminde olduğu ileri sürülmektedir. 

En sık iyi huylu kemik tümörleri osteokondroma, osteoblastoma ve osteoid osteoma’dır. Dev hücreli tümör, eozinofilik granüloma, hemangiom ve anevrizmal kist en sık karşılaşılan diğer lezyonlardır. 

Ağrı, en sık karşılaşılan yakınmadır. Ağrı, genellikle radiküler veya lokal tarzdadır. Levin ve arkadaşları, servikal tutulumu olmayan iyi huylu tümörlü hastaları içeren çalışmalarında, ağrının hemen daima lokalize olduğunu rapor etmişlerdir. 

Osteoblastoma ve osteoid osteoma tipik olarak posterior elemanlardan köken alır ve sinir köklerine bası yapabilir, hastaların % 28'inde sinir kökü ağrısı hastalığa eşlik eder. 

Nörolojik hasar, kitlenin basısı, iskemik nedenlerle veya patolojik kırık nedeniyle olabilir. Miyelopati sıklıkla tümöral tutulum servikal veya torakal bölgede ise oluşmaktadır. Levine ve arkadaşları, duysal kayıp insidansının % 14, fokal motor defisit insidansının % 7 olduğunu bildirmişlerdir. 

Enneking iyi huylu spinal tümörleri, Sessiz (Evre-1), Aktif (Evre-2) veya Saldırgan (Evre-3) olarak sınıflamıştır. Evre-3 lezyonlarda tümörün geniş çıkartılması (rezeksiyon) önerilmektedir. Eğer hastanın nörolojik defisiti varsa veya oluşma ihtimali varsa, bu işlemin nöral yapılar gevşetilerek ve korunarak yapılması gerekmektedir.

Boriani ve arkadaşları, saatteki kadranda saat altı omurganın önünü, 12 ise arkasını gösterecek şekilde yerleştirildiğinde, tümöral kitle saat kadranlarından 4-9 arasında yer alıyorsa önden omurganın çıkartılmasını, 1-3 ve 10-12 arasında yer alıyorsa arkadan omurganın çıkartılmasını önermektedirler. Eğer rezeksiyon spinal instabiliteye yol açacak ise, geniş rezeksiyon sonrası, vertebral kolonun stabilizasyonu ve füzyonu mutlaka gereklidir. Anteriordan vertebral cismin tamamen çıkartılması ise böylesi bir yaklaşımı kaçınılmaz hale getirir. 

Osteokondroma, iskelet sistemini en sık tutan iyi huylu tümördür. Genellikle asemptomatiktir ve gerileme eğilimindedir. Semptomatik hastaların %50'si 20 yaş ve altındadır. Lezyon vertebranın herhangi bir kısmından köken alabilir, ancak, cismi ve arkları ve laminayı daha sık tutar. Albrecht'in serisinde, hastaların % 34 'ünde lezyon lomber bölgede tespit edilmiştir. Osteokondromanın semptomları, genellikle tümörün kitle etkisine bağlıdır. Histopatolojik incelemede, bir fibröz membranla kaplı kıkırdak şapka görülür. 

Anevrizmal kemik kistlerinin % 11'inin omurgada yerleştiği rapor edilmiştir. Genellikle hasta, 20 yaş altında olup, % 95'i sırt ve bel ağrısı ile başvurur. Cerrahi rezeksiyon, lezyonun tam tedavi edilmesinde başanlıdır. Turker ve arkadaşlarına göre cerrahi çıkartma sonucu deformite ve omurganın stabilitesinin bozulması kaçınılmazdır. Bu nedenle spinal enstrümantasyon ve uzun mesafe omurganın dondurulması (füzyon) gereklidir. 

Vertebral cismin hemangiomaları, otopsi örneklerinin % 12'sinde tespit edilmiştir. Semptomatik vertebral hemanjiomalarla, genellikle yaşamın 3. ve 4. on yılında karşılaşılır. Lezyonlar sıklıkla vertebral cismin anteriorunda yerleşir. Belirtiler, genellikle vertebral cismin "balonlaşması" sonucu, büyüyerek veya patolojik kırık sonucu, kırık fragmanların nöral elemanlara basısı sonucu gelişir. Fox ve Onafrio'ya göre, yaklaşık % 30 hastada nörolojik hasar gelişir. Geib ve Bridwell'e göre cerrahi endikasyon nörolojik defisitli patolojik kırıkların varlığıdır. 

Eosinofilik granüloma, Histiositozis-X sendromlarının en sık görülen lokalize formu olup, iyi huylu soliter bir lezyondur. Omurgada % 7-15 arasında tutulum olduğu rapor edilmektedir. Çoğu hasta 20 yaş altındadır. Patolojik kırıkların sebep olduğu belirlenmiş bir instabilite veya nörolojik bası olması cerrahi girişimi gerektirir. 

Dev hücreli tümör omurgada % 1-18 oranında görülür ve kadınlarda daha sıktır. Diğer iyi huylu spinal tümörlerde olduğu gibi lokal ağrı en sık semptomdur. Dev hücreli tümörlerin tipik yerleşimi omurganın distal kısmı olduğu için, hastaların % 20-80'inde, nörolojik basıya bağlı olarak idrar ve gaita inkontinansı görülebilir. Geib ve Bridwell, %10-50 rekürrens ve  Kötü Huylu dejenerasyon riski nedeniyle mümkünse en blok rezeksiyonu önermektedirler.

OMURGADAN KÖKEN ALAN KÖTÜ HUYLU TÜMÖRLER

Erişkinde omurgadan köken alan (primer) tümörlerin % 80’i kötü huylu olduğu da ileri sürülmüştür. Ozaki ve arkadaşları, 31 spinal tümörlü hastanın sonuçlarını sundukları çalışmalarında, 4 iyi huylu ve 6 primer kötü huylu omurga tümörü olan hasta olduğunu rapor ettiler. İyi huylu tümörü olan hastalarda 1.2,  kötü huylu tümörü olan hastalarda ise ortalama 1.8 omur tutulduğunu saptanmıştır. 

Primer  Kötü Huylu tümörlerde ağrı primer yakınma olup, tutulan omur seviyesinden başlayıp yayılan ve gün boyu devam eden, ilaca cevap vermeyecek kadar şiddetli olduğuna dair birçok yayın vardır. Levine bu durumun kemik harabiyeti ile oluşan patolojik kırıklar  başta olmak üzere, tümör kitlesinin büyümesi ile vertebranın nöral yapıklara baskı yapmasına bağlı olduğunu ileri sürmüştür.Tek taraflı radiküler ağrı hastaların % 20'sinden fazlasında tespit edilmiştir. Bu ağrı paterni daha çok servikal ve lomber omurga tutulumlarında sıktır.

Nörolojik hasar, tümörün spinal kord ve sinir kökleri üzerine direkt yayılımı veya patolojik kırıklar sonucu oluşan kemik basısı ile oluşabileceği belirlenmiştir. Mayo Kliniğinin bir serisinde spinal tümörlü hastaların % 4'ünün, hemiye disk hastalığı yanlış tanısını aldığı da saptanmıştır.

Primer kötü huylu tümörlere ait birçok çalışmada en sık görülen tümör multipl myelomdur. Tümör hemapoetik diğer yassı kemikleri de tutar, en sık 50-75 yaş arası görülür. Kemik içinde tümörün genişlemesiyle ağrılı, patolojik kırıklar oluşabilir ve nörolojik bozulma ortaya çıkabilir. 

Plazmasitoma, kemik iliği kaynaklı,  kötü huylu plazma hücreleri içeren bir neoplazmdır. Lenfoid dokudaki soliter lezyonlara benzer, kemikte de soliter lezyonlar şeklinde kendini gösterir. Hastaların %25-50'sinde omurga tutulumu olduğu belirlenmiştir. Çoğu lezyonun sırt bölgesinde yer aldığı ve hastaların genellikle 50 yaş üzerinde olduğu saptanmıştır. Hastaların % 50 sinde nörolojik defisit, % 30'unda ise parapleji olduğu rapor edilmiştir. 5 yıllık yaşam şansı yaklaşık olarak % 70 olarak bildirilmektedir. 

Lenfomalı hastaların yaklaşık % 13'ünde kemik tutulumu olduğu bildirilmiştir. Bunların % l 5'inde spinal tutulum ve % 3'ünde spinal kanal basısı olduğu rapor edilmiştir. Hastaların genellikle 40 - 60 yaş arası olduğu, sıklıkla sut ağrıları ile hastaneye başvurdukları saptanmıştır. Levine ve Crandall'a göre, yırtıcı bir yaklaşımla tümöral kitlenin rezeksiyonu, omurganın stabilizasyonu ve birlikte uygulanan kemoterapi ile başarı şansı artmaktadır. Non- Hodgkin lenfomalı hastaların 10 yıldan fazla yaşam oranları % 30 olarak rapor edilmiştir. 

Kötü huylu fibröz histiositom diğer primer kötü huylu, omurga tümörlerine nazaran daha nadir görülür. Salo ve arkadaşları, 1982 ile 1996 arasında opere etlikleri 239 kötü huylu fibröz histiositoma vakasını 1999'da rapor ettiler. Vakaların % 82'sinin 50 yaşının üzerinde olduğunu, % 30'unun metastaz yaptığını, 5 yıllık yaşam şansının % 65 olduğunu bildirdiler.

Osteosarkom, iskelet sisteminde sıklıkla uzun kemikleri tutan, kemikten köken alan hayli kötü huylu bir tümördür. Primer kötü huylu kemik tümörleri içinde mylelomadan sonra en sık görüleni olduğu bildirilmektedir. Tüm osteosarkomların % 3'ünün omurgayı tuttuğu saptanmıştır. İyi huylu lezyonlar, Paget hastalığı veya fibröz displazi zemininde osteosarkom geliştiği bilinmektedir. Hemen hemen tüm omurga osteosarkomların evre II B olduğu, genellikle ekstrakompartmantal yayılım gösteren yüksek dereceli (high grade) sarkomlar olduğu rapor edilmiştir. Levine ve Crandal en iyi tedavinin kemoterapi ve agresif cerrahi eksizyon olduğunu ileri sürmektedirler. Ortalama yaşam süresinin 6-10 ay olduğu rapor edilmiştir. 

Sonuç olarak ağrının azaltılması ve fonksiyonel kapasitenin artırılmasında da önemli bir rol oynadığından, beklenen yaşam süresi üzerinde çok etkili olmasa da, yaşam kalitesinin ve hastaların memnuniyetinin arttırılması açısından spinal tümörlerin cerrahi olarak çıkartılması ve enstrümantasyon ve omurganın dondurulması (füzyon) uygulaması başarılı bir yöntem olarak kabul edilmektedir.

Sosyal Medyada Paylaş:

Doktorlar

 

#Kanser Tarama

Check Up Paketleri
 

Kanser iyileştirebilir bir hastalıktır,
iyileşme oranı kanserin erken teşhisi 
ve tedavisi ile doğru orantılıdır.
 

 

DETAYLI İNCELE

 

 

#EvdeKal Biz Geliriz

Koronavirüs'e Karşı Yanınızdayız
 

Geçirdiğimiz bu zorlu günlerde
'Online Doktor Görüşmesi' ve
'Evde Sağlık Hizmetlerimiz'
ile yanınızdayız.

 

DETAYLI İNCELE