Endokrin Cerrahisi

Genel Tanıtım

Endokrin Cerrahisi

Endokrin cerrahisi, vücudun iç salgı bezlerinin, özellikle tiroid, paratiroid, böbreküstü bezleri ve pankreasın ameliyat gerektiren hastalıklarında uygulanan cerrahi tedavileri belirtir.

Endokrin Sistem

Endokrin sistem iç salgı bezlerinin oluşturduğu bir sistemdir. İç salgı bezleri hormon üretimi ve salgısı yapan organlardır. Hormonlar vücudumuzdaki değişik aktiviteleri kontrol ederler. Endokrin sistemi oluşturan salgı bezleri, tiroid, paratiroid, pankreas ve böbreküstü bezleridir. Bu organların yanında hipotalamus, hipofiz bezi, kadınlarda yumurtalıklar, erkeklerde testisler de endokrin organlardır. 

Endokrin Hastalıklar

Endokrin hastalıklar arasında en sık görülen tiroid bezi hastalıklarıdır. Guatr, tiroid nodülleri, Graves hastalığı, hipertiroidi, tiroid kanseri gibi durumlar çoğunlukla cerrahi gerektiren hastalıklardır. Ayrıca paratiroid adenomu, paratiroid kanseri, hiperparatiroidi, böbreküstü bezi adenomu, Cushing hastalığı, Conn sendromu, Feokromositoma ve böbreküstü bezi kanserleri de endokrin cerrahisi uzmanlarınca ameliyat edilmektedir. Pankreas bezinde görülen ve endokrin sistemi ilgilendiren bazı hastalıklarda da (insülinoma, glukagonoma, VİPoma) cerrahi uygulanabilmektedir.

Tiroid, paratiroid, böbreküstü bezi hastalıklarının tanı, tedavi ve takip aşamalarının tümünde birçok branşın dahil olduğu konsey toplantıları yapılır ve bu toplantılar sonucunda hastalara özel yaklaşım şekilleri belirlenir. Endokrin Cerrahi uzmanının yanında Endokrinoloji, Radyoloji, Patoloji ve Nükleer Tıp uzmanlarının ortak verdikleri kararlar ile hastalar takip ve tedavi edilirler. 

Endokrin cerrahisi tüm branşlarda olduğu gibi deneyim gerektiren bir bölümdür. Özellikle Tiroid ve Paratiroid cerrahisi sırasında ve sonrasında ses kısıklığı, kalsiyum düşüklüğü gibi oluşabilecek komplikasyonlar dikkate alındığında bu konuda deneyimli cerrahlar tarafından yapılacak ameliyatlar bu riskleri daha düşük düzeylere indirebilecektir. 

TİROİD HASTALIKLARI

Tiroid bezi nerededir ve ne işe yarar?

Tiroid bezi boynun ön tarafında, nefes borusunun hemen önünde yer alan bir iç salgı bezidir. Boynun ön tarafında Adem elması olarak isimlendirilen tiroid kıkırdağının hemen altında yer alır. Kelebek şeklindedir. Nefes borusunun sağ ve solunda yerleşmiş olan iki lobdan ve ortada bunları birleştiren ve istmus adı verilen bir kısımdan oluşur. Yaklaşık olarak 15-20 g ağırlığındadır. Tiroid bezi, vücudun metabolizma hızını düzenleyen hormonlar üretir. Bu hormonlar metabolizmamızın düzenli çalışmasını sağlayan tüm sistemleri etkilemekte ve bir denge içinde kalmalarını sağlamaktadır.  

Tiroid hangi hormonları üretir?

Büyüme, gelişme ve çeşitli metabolik olaylar için gerekli olan tiroid hormonları, tiroid bezi tarafından sentezlenir, depolanır ve salgılanır. Metabolizmayı dengeleyen T3 ve T4 hormonları tiroid bezi tarafından salgılanır. 

Tiroid hormonları olan tiroksin (T4) ve triiyodotironinin (T3)’nin fazla salgılanmaları metabolizma hızını artırırken, salgılanmalarının azalması metabolizma hızını yavaşlatır. Tiroid hormonlarının salgılanmasında hipofizden salınan tiroid stimulan hormon (TSH) ve hipotalamustan salgılanan tirotiropin releasing hormon (TRH) da önemli rol oynarlar. Bu hormonların arasında çok hassas denge mekanizmaları söz konusudur.

Tiroid bezinin az çalışması, yorgunluk, halsizlik, üşüme, saç dökülmesi, kilo alımı, adet düzensizliği ve gebe kalmada güçlük gibi sorunlar yaratır.

Tiroid bezinin fazla çalışması ise kilo kaybı, kalp çarpıntısı, ellerde titreme, terleme, sinirlilik, kas güçsüzlüğü, halsizlik, uyku güçlüğü gibi sorunlarla kendini gösterir.

Tiroid bezi hastalıkları nelerdir?

Tiroid bezi hastalıklarını değerlendirilirken hekim öncelikle aşağıdaki soruların yanıtlarını arar. Anamnez ve gerekli tanı yöntemleriyle şikayetlerin nedenlerini tiroid bezi hastalıklarıyla ilişkilendirirse gerekli tedavi planlamasını yapılır.

Öncelikle açıklığa kavuşturulması gerekenler:

Tiroid bezinin fonksiyonlarında bir değişiklik var mı?

Tiroid hormon salgılanması azalmış mı? (hipotiroidizm)

Tiroid hormon salgılanması artmış mı? (hipertiroidizm – zehirli guatr)

Tiroid hormon salgılanması normal mi? (ötiroidizm)

Tiroid bezinde yapısal bir değişiklik var mı?

Tiroid bezinde genel bir büyüme var mı? (Basit guatr)

Tiroid bezinde nodül ya da nodüller var mı? (Nodüler guatr / Multinodüler guatr)

Guatr

Tiroid bezinin büyümesine bağlı olarak ortaya çıkan bir hastalıktır. Guatrın başlıca sebepleri iyot yetersizliği, bağışıklık sistemi hastalıkları (otoimmün hastalıklar) ve ilaçlardır. Ancak en sık nedeni iyot yetersizliğidir. Yaşanılan bölgedeki içme suları ve yiyeceklerde yeterli miktarda iyot bulunmaması sonucunda tiroid bezinde hormon sentezlenmesin aksar ve bunu kompanse etmek amacıyla tiroid bezi büyür. Basit guatr hastalarında tiroid hormon değerlerinde anormallik saptanmaz.

Bazen bu büyümeler esnasında tiroid bezinde nodül diye adlandırılan yumrular gelişir. 

Nodüler Guatr

Tiroid hücrelerinin aşırı çoğalması sonucu tiroid bezinde oluşan katı kitlelere veya içi sıvı dolu keseciklerden (kistik) oluşan kitlelere tiroid nodülü adı verilir. Guatr aslında normalden büyümüş tiroit bezini tanımlamaktadır, fakat tiroid nodülleri geliştiğinde nodüler guatr olarak adlandırılır. Tiroid nodüllerine çoğu kez başka hastalıklar nedeniyle yapılan tetkikler sonucunda tesadüfen rastlanmaktadır. Tiroid nodüllerinin çoğu iyi huyludur. Ancak tanı konduğunda iyi veya kötü huylu ayırımını yapmak gerekir.

Haşimato hastalığı

Haşimato, tiroid bezinin otoimmün bir hastalığıdır. Kişinin bağışıklık sisteminin tiroid bezine karşı reaksiyon göstermesi nedeniyle oluşur. Kişinin kendini hastalıklardan koruma mekanizmasının, kendi tiroid dokusunu yabancı ve zararlı bir ajan olarak görmesi ile ortaya çıkan bir tiroid hastalığıdır.

Hipotiroidi

Tiroid bezinin yetersiz çalışması dolayısıyla kanda tiroid hormonlarının normalden az olmasına hipotiroidi denir.

Tiroid bezinin ameliyatla çıkarılması ve radyoaktif iyot tedavisi hipotiroidinin diğer sebepleri arasında sayılabilir. Kullanılan bazı ilaçlara veya nadir beyin hastalıklarına bağlı olarak da hipotiroidi oluşabilir.

Hipotiroidide bazal metabolizma yavaşladığı için vücuttaki tüm sistemler etkilenir. Kanda tiroid hormonları normal değerlerin altına inerken bu hormonları kontrol eden hipofizden salgılanan TSH hormonu ise yüksek değerlere çıkar.

Hipotiroidiye bağlı bulgular yavaş yavaş gelişir. Tanı olanaklarının gelişmesi ve yaygınlaşması ile birlikte hipotiroidinin ağır klinik formu olan miksödeme artık seyrek rastlanmaktadır. Hipotroidinin tedavisinde tiroid hormon ilaçları kullanılır.  

Hipertiroidi

Tiroid bezinin normalden çok çalışarak aşırı miktarda tiroid hormonu üretmesine hipertiroidi adı verilir. Çeşitli nedenlerle kanda tiroid hormonunun artmasına ise tirotoksikoz denilir. Her iki durumda da kanda T3 ve T4 hormonlarının düzeyi artar, TSH düzeyi ise düşer.

En sık görülen nedeni Graves hastalığıdır. Tiroid hormonlarının kontrolsüz alımı, bazı iltihabi tiroid hastalıkları, aşırı iyot alımı ve doğum sonrası görülen tiroid hastalığı diğer hipertiroidi ve tirotoksikoz sebepleri arasında sayılabilir. Hipertiroidi, hastada ciddi anlamda rahatsızlıklara neden olabilir. 

Tiroid nodülü nedir?

Tiroid nodülü, tiroid bezi içerisinde oluşan kitleler olarak tanımlanmaktadır. Farklı büyüklük ve yapılarda bulunan tiroid nodüllerinin pek çoğu iyi huylu ve zararsız olmakla birlikte bir bölümü takip ya da tedavi gerektirmektedir. %5-7 oranında kanser riski barındıran tiroid nodüllerinin diğer iyi huylu nodüllerden ayırt edilmesinde ultrasonografi ve ince iğne aspirasyon biyopsisi bize yol gösterici olmaktadır.

Nefes darlığı ve yutkunma güçlüğü gibi bası semptomları, hipertiroidi ve kanser gibi durumlara yol açabilen tiroid nodüllerinin, erken tanısı ve uygun tedavisinin mutlaka alanında deneyimli doktorlar tarafından uygulanması gerekmektedir.

Tiroid bezi hastalıkları arasında en sık karşılaşılan problem olan tiroid nodülleri, Türkiye’de de oldukça sık görülmektedir. Tiroid bezinin büyümesi anlamına gelen guatr ve tiroid nodülü oluşumunun temelinde iyot eksikliğinin önemli olduğu düşünülmektedir. Beslenme alışkanlıkları ve içme sularındaki iyot eksikliğine bağlı olarak ülkemizin bazı bölgelerinde diffüz guatr (nodül olmadan tiroid bezinin büyümesi) ve nodüler guatr hastalıklarını daha sık olarak görmekteyiz.

Fizik muayene, kan testleri ve radyolojik tanı yöntemleri (öncelikle tiroid ultrasonografisi) ile belirlenen tiroid nodüllerinin tamamının kanser olmadığı ve kansere dönüşmeyeceği unutulmamalıdır.

Tiroid nodülü kendi kendine yok olur mu?

Tiroid nodüllerinin zaman içerisinde kaybolma ihtimali vardır. Ancak nadiren görülür. Burada önemli olan tiroid nodülünün büyüyüp büyümediği veya şeklinde bir değişiklik olup olmadığıdır. O nedenle nodül saptanan hastalar en az 6 aylık aralarla takip edilmelidirler. 

Tiroid hastalıkları için hangi doktora başvurulmalıdır?

Tiroid hastalıkları için Endokrinoloji uzmanı veya Endokrin Cerrahisi uzmanına başvurulmalıdır. 

Kaç çeşit tiroid nodülü vardır? 

Tiroid nodülleri kistik (içi su dolu kesecikler) ya da solid (içi katı doku ile dolu) olabilir. Kistik nodüller zararsızdır ve zaman içerisinde büyüme gösterirlerse enjektör ile boşaltılabilirler. Solid olanların ise yakın takibi önemlidir. Bu nodüllerin düşük oranda da olsa kansere dönme ihtimalleri vardır.  

Tiroid hastalıklarında tanı nasıl konur?

Tiroid hastalıklarının tanısı günümüzde gerek laboratuvar ve görüntüleme yöntemleri ile gerekse biyopsi ile konabilir.

Tiroid hastalıklarının teşhisinde kullanılan yöntemler aşağıdaki şekilde sıralanır:

  • Anamnez (öykü alma)
  • Fizik muayene
  • Tiroid fonksiyon testleri (serbest T3, serbest T4 ve TSH)
  • Diğer laboratuvar tetkikleri (antimikrozomal antikorlar, tiroglobulin, anti- tiroglobulin, anti-tiroid peroksidaz)
  • Tiroid ultrasonografisi
  • Tiroid sintigrafisi
  • İnce iğne aspirasyon biyopsisi
  • Hastanın öyküsü

 

Tiroid bezi hastalıklarının çoğunda belirgin şikayetler olmayabilir. Hastaların çoğunda ilk bulgulardan biri boyunda hareketli bir kitle hissedilmesidir. Bunun dışında yutma güçlüğü, nefes almada zorluk, boğulma hissi, ses kısıklığı gibi bulgular olabilir. Ağrı sık rastlanan bir şikayet değildir. Ses kalitesinde bozulma ve ses kısıklığı oluyorsa kötü huylu bir tümör olasılığı akılda hep bulundurulmalıdır. İyi huylu ya da kötü huylu tiroid bezi hastalığına ait aile öyküsünün olması, önceden boyun bölgesine aşırı dozda radyasyona maruz kalınması, guatrın yaygın olduğu bölgede yaşamak veya guatrojenik (guatra yol açan) ilaç kullanımı gibi bilgiler de tanı ve tedavi planlamasında çok önemlidir. 

Fizik muayene

Tiroid bezinin muayenesinde, bezde büyüme, boyun ön bölgesinde saptanan kitlelerin yutkunma ile hareket etmesi önemli bulgulardır. Eğer hastanın zayıf ve ince bir boynu yoksa normal tiroid dokusu genellikle ele gelmez. Boyunda tiroid bezinin sertliği, tiroid bezinin kenarları, tiroid bezine uyan bölgede boyun cildinde kızarıklık, saptanan nodül ya da nodüllerin hareketli olup olmadığı, sertliği, kenar düzenliliği, boyun lenf nodlarının durumu elle muayene edilerek bilgi edinilmeye çalışılır.

Tiroid fonksiyon testleri

Her hastada tiroid fonksiyon testlerine bakılmalıdır. Bu testlere bakmak tiroid bezinin çalışma performansı hakkında bize bilgi verecektir. Tiroid foksiyon testleri hastadan alınan kanın analiz edilmesiyle gerçekleştirilir.

Tiroid fonsiyon testleri:

  • Tiroid Stimule Edici Hormon (TSH)
  • Serbest T4 ve T3
  • Tiroid Reseptör Antikorları (TRAK)
  • Tiroglobulin (Tg)
  • Tiroid Antikorları ( Anti-TPO ve Anti-Tg)

 

Bu testler arasında en sık kullanılanlar serbest T3, serbest T4 ve TSH’dır. İlk adım olarak bu 3 test istenir. Hatta çoğu zaman sadece TSH istenir. Bu testler sonucunda bir anormallik saptandığında tanıyı desteklemek için diğer testler de kullanılabilir.  

Tiroid ultrasonografisi

Tiroid ultrasonografisi tanıda ilk kullanılacak görüntüleme yöntemlerinden birisidir. Tiroid bezinin boyutunu, yapısını, kanlanmasını, nodül varsa bunun solid veya kistik olup olmadığını, eşlik eden kalsifikasyonlar (kireçlenme odakları) olup olmadığını, nodülün şekli, sayısı, duvar yapısı, çevresi ile ilişkisi, kanlanması, sertliği, boyundaki lenf nodlarının sayısı, yapısı ve çapının değerlendirilmesi gibi bir çok parametre hakkında çok detaylı bilgiler verebilmektedir. 

Tiroid ultrasonografisi ile nodülün kanser açısından şüphe taşıyıp taşımadığı belirlenebilmektedir. Bazı kriterlere bakarak nodülden şüphe duyuluyorsa o zaman biyopsi kararı verilir. Tiroid ultrasonografisi nodül değerlendirilmesinin olmazsa olmazıdır. 

Tiroid sintigrafisi

Tiroid sintigrafisi özellikle hipertiroidi (zehirli guatr) tanısını koymada son derece yararlı bir tetkiktir. Tiroid bezinde yaygın aktivite artışını veya nodül ya da nodüllerin aktivitesini gösterir.

Bazı durumlarda bilgisayarlı tomografiye veya manyetik rezonans incelemesine de ihtiyaç duyulabilir (nefes alamama veya yutkunma güçlüğü gibi şikayetlerin gerçekten tiroid bezi basısına bağlı olup olmadığını göstermek için).

İnce iğne aspirasyon biyopsisi 

Tiroid nodüllerinin değerlendirilmesinde ince iğne aspirasyon biyopsisi %95 gibi yüksek doğruluk oranına sahip olan bir incelemedir. Klinisyen veya ultrasonografi eşliğinde radyolog tarafından yapılabilir. Tiroid nodüllerine yaklaşımda takip veya ameliyat kararını vermede oldukça önemli bir yöntemdir. İnce iğne biyopsisi sonucunda eğer nodül kanser şüphesi taşıyorsa veya kanser tanısı net olarak konduysa hastalara ameliyat önerilmektedir. Yetersiz sonuç elde edilirse işlem tekrar edilmelidir. Sonuç iyi huylu bir nodül olduğunu gösteriyorsa ve diğer parametrelerde (nodül boyutu, yapısı, çevre dokularla ilişkisi, vb.) şüpheli değilse o zaman ameliyat gerekmeden takip kararı verilebilir.

İnce iğne aspirasyon biyopsisi sonrasında karşımıza temel olarak altı grupta sonuç çıkabilir. 

Benign (iyi huylu): Böyle bir sonuç gelirse hastaya ameliyat önerilmez ve takip edilir. 

Yetersiz sonuç: Bazı biyopsi işlemleri sonrasında böyle sonuçlara rastlamak mümkündür. Biyopsi sırasında alınan hücre sayısı tanı koymak için yetersizdir ve o nedenle böyle bir sonuç çıkabilmektedir. Bu durumda biyopsi işlemi 3 ay sonra tekrarlanır. 

Önemi belirsiz atipi: Biyopsi raporunda böyle bir ifade varsa bunun anlamı şudur; patolog bu nodülden alınan biyopsi sırasında saptanan hücrelerde bir anormallik görmüştür, ancak bu anormalliğin kanser olup olmadığı tam anlaşılamamıştır. Bu durumda hastaya ya 3 ay sonra biyopsi tekrarı yapılır, ya da risk faktörleri değerlendirilerek ameliyat edilir.  

Foliküler neoplazi, hurtle hücreli neoplazi: Böyle bir sonuç %25-27 oranında kanser riski taşımaktadır ve hastaya kesinlikle ameliyat önerilir. 

Malignite (kanser) şüphesi: Böyle bir sonuç raporlandığında kanser ihtimali %80 civarlarındadır. Kesinlikle ameliyat önerilir. 

Malign: Hastada kanser saptanmıştır ve ameliyat önerilir.

Tiroid nodülleri kansere dönüşebilir mi?

Tiroid nodülleri kansere dönüşebilir, ancak bu oran %5-7 gibi düşük orandadır. Kansere dönüştüğünde ise %90 oranında iyi seyirli kansere dönüşür. 

Tiroid kisti nedir ve nodülden farklı mıdır?

Tiroid kisti, tiroid bezinde ortaya çıkan içi sıvı dolu keseciklerdir. Tiroid kisti aslında bir nodüldür. Nodüller kistik ve solid olmak üzere ikiye ayrılır. Kistik nodüller tehlikeli değildir. 

Tiroid nodülü belirtileri nelerdir?

  • Boyunda şişlik ve dolgunluk hissi
  • Nefes alıp vermede güçlük, nefes darlığı 
  • Yutkunma sırasında güçlük
  • Ses kısıklığı
  • Seste çatallaşma
  • Boyunda ağrı
  • Yutkunma sırasında boyundaki şişliğin hareket etmesi

 

Tiroid nodülleri saptandığında her durumda ameliyat gerekli midir?

  • Hayır gerekli değildir. Her tiroid nodülü olan hasta ameliyat edilmez. Bu yanlış bir yaklaşımdır. Ameliyat gerektiren durumlar şunlardır:
  • Bası bulguları olması
  • Nefes darlığı
  • Yutma güçlüğü
  • Ses kısıklığı
  • Nodülde biyopsi sonrasında kanser saptanmış olması
  • Nodülde biyopsi sonrasında kanser şüphesi saptanmış olması
  • Tiroid bezinde sıcak nodül (aşırı miktarda hormon salgılayan nodül) olması
  • Tiroid bezinde birden çok sayıda sıcak nodül (aşırı miktarda hormon salgılayan nodüller) olması
  • Nodülün çok büyüyerek estetik açıdan hastayı rahatsız ediyor olması

 

Bu kriterler dışında da ameliyat gerektiren durumlar elbette vardır. Ancak bu durumlar hastadan hastaya değişkenlik göstermektedir. 

Ameliyat gerektirmeyen nodüller 6 aylık aralarla takip edilirler. 

Hipertiroidi nedir?

Hipertiroidizm, tiroid bezinden aşırı tiroid hormonu (T4 ve T3) salgılanmasıyla oluşan bir hastalıktır. Bu hastalığa ‘tirotoksikoz’ ismi de verilir.

Hipertiroidiye neden olan hastalıklar şunlardır:

  1. Graves hastalığı
  2. Toksik nodüler guatr 
  3. Toksik multinodüler guatr
  4. Tiroid bezinin iltihapları (Tiroiditler),
  5. Aşırı iyot alınması (nodülü olan hastaların fazla iyotlu tuz veya iyotlu öksürük şurubu tüketmeleri ile)
  6. Aşırı tiroid hormonu alınması

 

Hipertiroidisi olan bir hastada hangi şikayetler ve bulgular gelişir?

  1. Kilo kaybı
  2. Kaslarda zayıflık
  3. Ellerde titreme
  4. Uyumada zorluk
  5. Çarpıntı
  6. Saçlarda incelme ve dökülme
  7. Ciltte incelme ve nemlilik ve aşırı terleme
  8. Bağırsak hareketlerinde artma ve bazen ishal
  9. Sinirlilik
  10. Gözlerde ileri doğru fırlama
  11. Adetlerde düzensizlik
  12. Tiroid bezinde büyüme (guatr) oluşması
  13. Sıcağa tahammül edememe
  14. Erkeklerde memelerde büyüme
  15. Kemik erimesi (Osteoporoz)

 

Graves hastalığı nedir?

Graves hastalığı tiroid bezinin nedeni bilinmeyen otoimmün (bağışıklık sistemi) bir hastalığıdır. Yani, vücut, tiroid bezine karşı yabancılaşarak ‘TSH reseptör antikoru’ denilen bir madde üretir ve bu madde tiroid bezini uyararak aşırı hormon üretilmesine neden olur. Bu maddelerin neden oluştuğu henüz bilinmemektedir. Bu hastalarda ‘zehirli guatr’ ve gözlerde öne doğru çıkma-fırlama (oftalmopati) oluşabilir. Hipertiroidili hastaların çoğunda (%70-80’inde) ‘Graves hastalığı’ vardır. 

Hipertiroidi durumu hangi tetkikle ortaya konmaktadır?

Hipertiroidi tanısı için kanda tiroid hormonlarına (serbest T3 ve serbest T4) ve TSH düzeyine bakılır. Kanda serbest T3 ve serbest T4 düzeyleri yüksek, TSH düşük bulunursa ‘hipertiroidi’ teşhisi konur.

Hipertiroidi tedavisi nasıldır? 

Hipertiroidi tedavisinde 3 yöntem vardır:

  1. İlaç tedavisi
  2. Atom (Radyoaktif iyot) tedavisi
  3. Cerrahi

 

İlaç tedavisi

Hipertiroidisi olan bütün hastalara kanda yüksek olan tiroid hormonlarını normal düzeye getirmek için önce ilaç tedavisine başlanır. İlacın dozu hastalığın şiddetine göre ayarlanır. İlaç tedavisine başladıktan 6-8 hafta sonra tekrar kontrole çağrılırsınız ve hormonlarınızın durumuna göre ilaç dozunun ayarlanması yapılır. Bu şekilde 1,5–2 ayda bir kontroller yapılarak en az 9 ay – 1 yıl ilaç tedavisine devam edilir ve doktorunuzun kararına göre ilaç kesilebilir. Doktorun haberi olmadan ilaç kesilirse hastalık tekrar alevlenir. Böylece o zamana kadar yapılan tedavi de boşa gitmiş olur. O nedenle ilaç tedavisi doktorunuza danışılmadan kesilmemelidir. İlaçlar doktorunuz tarafından kesildikten sonra hastalık ilk 6 ayda %30-50 oranında tekrarlayabileceğinden ilaç kesildikten sonra da tekrar kontrole gitmek gerekir. İlaç tedavisiyle hastalığı düzelen hastalarda ilaç kesildikten sonra hastalık tekrar alevlenirse ameliyat veya radyoaktif iyot tedavisi yapılır. Hipertiroidili hastaların dikkat etmeleri gereken bir husus iyotlu tuz yememeleridir. Sigara içenlerde hastalık zor iyileştiğinden ve göz hastalığı ortaya çıktığından hastanın sigarayı bırakması gerekmektedir.

Radyoaktif iyot tedavisi (Atom tedavisi)

İlaç tedavisiyle hormonların normal düzeye geldiği hastalarda ilaçlar azaltılarak kesilir. İlaçlar kesildikten sonra hastalık tekrar ederse ameliyat veya radyoaktif iyot tedavisi gündeme gelir. Radyoaktif iyot tedavisi (RAİ) ayrıca sıcak nodülü olan ve kan hormon düzeyleri yüksek olan hastalarda da tercih edilen bir tedavi seçeneğidir. Bu hastalarda önce ilaçlarla hormon düzeyleri normale getirilir ve sonra RAİ tedavisi yapılır. RAİ tedavisi, tam donanımlı Nükleer Tıp ünitelerinde verilir. Bu tedavinin adı her ne kadar ürkütücü de olsa kanser yapıcı veya üreme sistemine zararlı bir etkisi yoktur. Ancak kadınların 6-12 ay sonra gebe kalmalarına izin verilir. 

Atom tedavisi alan hastalar nelere dikkat etmelidirler?

  1. İlk 5 gün çevredeki sağlıklı insanları korumak adına yakın temastan kaçınılmalıdır.
  2. Yeni doğanlarla, çocuklarla (8 yaş altı çocuklar) ve gebe kadınlarla yakın temas yasaklanır. 
  3. Hastanın bebeği varsa emzirmesi yasaklanır.
  4. Tuvalet sonrası tuvalet 2 kez temizlenmeli ve eller iyice yıkanmalıdır.
  5. Boğazda veya boyunda ağrı olursa aspirin veya diğer benzer ilaçlar faydalı olabilse de bu ilaçlar hekim kontrolünde kullanılmalıdır.

 

Cerrahi tedavi

İlaç tedavisine dirençli, ilaç tedavisine rağmen tekrar etmiş, kanser kuşkusu taşıyan ve guatrı büyük olan hastalara ameliyat önerilir. Tiroid bezinin tamamına yakını veya tamamı ameliyatla alınır. Ameliyat öncesi ilaç tedavisiyle hormon düzeylerinin normal düzeye gelmesi sağlanmalıdır. Ameliyat ayrıca sıcak nodülü olup nodül çapı büyük olan hastalarda da tercih edilen bir tedavi seçeneğidir.

Hipotiroidi nedir? 

Tiroid bezinin az çalışmasına ‘hipotiroidizm’ adı verilir. Hipotiroidizm, tiroid bezinin az hormon salgılaması nedeniyle oluşan bir hastalıktır. Kan dolaşımında tiroid hormonları (T4 ve T3) düşük olduğundan metabolizma yavaşlar ve bu duruma bağlı şikayet ve belirtiler ortaya çıkar.

Nedenleri; 

Haşimoto tiroiditi: En sık hipotiroidi nedenidir. 

Tiroid bezi ameliyatları sonrasında hormon salgılayacak kadar yeteri kadar doku kalmaz ise hipotiroidi gelişir. Özellikle tiroid bezinin tamamının çıkarıldığı durumlarda hipotiroidi gelişmesi kaçınılmazdır. Tiroid bezinin sadece bir tarafının çıkarıldığı durumlarda hipotiroidi gelişmeyebilir. Tiroid ameliyatı geçiren hastalarda tiroid hormonlarını ölçmek ve izlemek gerekmektedir. Tiroid bezinin tamamının veya tamamına yakınının alındığı durumlarda tiroid hormon ilaçlarından biri mutlaka alınmalıdır ve bu tedavi ömür boyu devam etmelidir. 

Radyoaktif iyot tedavisi yapılan hastalarda da tiroid bezi tahrip edildiğinden yeteri kadar hormon salgılanamayacağından dolayı hipotiroidi gelişir. 

Nadir olarak bazı ilaçlar (lityum, amiodaron, interferon, interlökin) hipotiroidiye neden olabilir.  

Baş ve boyuna yapılan radyoterapi (ışın tedavisi) sonrası hipotiroidi gelişebilir.

Şeker hastalarında, kansızlığı olanlarda, romatoid artriti olanlarda sık görülür. 

Kanda yağ düzeyleri (Kolesterol, trigliserid gibi) yüksek hastalarda da hipotiroidi yönünden araştırma yapmak gerekir. 

Depresyonu olan hastalarda, çocuğu olmayan veya adet düzensizliği olan kadınlarda da hipotiroidi aranmalıdır.

Hipotiroidide bazal metabolizma yavaşlar. Bunun sonucu vücuttaki tüm sistemler etkilenir. Kanda tiroid hormonları normal değerlerin altına inerken bu hormonları kontrol eden hipofizden salgılanan TSH hormonu ise yüksek değerlere çıkar. 

Hipotiroidiye bağlı bulgular yavaş yavaş gelişir. Günümüzde tanı olanaklarının yaygınlaşması ile birlikte hipotiroidinin ağır klinik formu olan miksödeme seyrek rastlanmaktadır. Hipotiroidinin tedavisi ağır komplikasyonları gelişmediği sürece kolaydır.

Hipotiroidi bulguları;

Metabolizmanın yavaşlaması hastada halsizlik, yorgunluk ve kilo artışına neden olur. 

Vücudumuzdaki tüm sistemler yavaşlar. Bağırsak hareketlerinin azalması sonucu kabızlık ortaya çıkar. 

Deride kuruluk, solgunluk ve pullaşma gözlenir. 

Gözlerde ellerde ve ayaklarda şişme saptanır. 

Saç dökülmesi ve tırnak kırılması görülür. 

Santral sinir sistemi olumsuz anlamda etkilenir. Hastalarda içe kapanıklık ve depresyon hali vardır. Denge sorunu görülebilir. Halsizlik ve uyku halinin etkilediği hastalarda tepkilerde de yavaşlama belirir. Zihin yavaş çalışır. Hasta eğer yaşlı ise hastanın bunadığından şüphe edilir. Böyle durumlarda tiroid bezi fonksiyonları araştırılmalıdır. 

Hipotiroidili hastaların sesinde kalınlaşma gözlenir. Ses boğuklaşır. 

Üşüme hissi artar. Hipertiroidinin sıcağa karşı gösterdiği tahammülsüzlüğün aksine hipotiroidide hastalar çok üşürler. Yazın sıcak günlerinde bile üşüme hissi olabilir. Sıcak veya normal olan bir ortamda kat kat giyinme ihtiyacı hissederler. Soğuk havalarda bu hastalarda kas krampları gözlenir.

Kardiyovasküler sistem de metabolizmanın yavaşlamasından etkilenir. Kalp ritmi azalır. Nabız dakikada 60 kadardır. Tansiyon yükselebilir. Yaşlı hastalarda uzun süreli hipotiroidide kalp yetmezliği gelişebilir ve anjina dediğimiz kalp ağrısı olabilir. 

Menopoz öncesi kadınlarda adet kanama miktarında azalma saptanır. 

Kanda kolesterol düzeylerinde yükselme saptanır.

Haşimoto tiroiditi (hastalığı) nedir?

Haşimoto hastalığı, kişinin kendi bağışıklık sisteminin tiroid bezine karşı reaksiyon geliştirmesi ve bunun sonucunda tiroid bezinin fonksiyonlarının bozulması ile seyreden bir hastalıktır. Tiroid bezinde bir iltihabi reaksiyon gelişir. Ancak bu iltihabi reaksiyon, mikrobik bir reaksiyondan farklıdır. Böyle bir reaksiyonun neden geliştiği bilinmemektedir. Bu iltihabi reaksiyon tiroid bezindeki hücrelerde harabiyet yaratır ve zamanla hormon salgılanmasını etkiler. Tiroid bezinin çalışması bozulur ve hastalarda hipotiroidi oluşur. Haşimoto hastalığı, hipotiroidinin en sık sebebidir. Sıklıkla orta yaştaki kadınları etkiler. Ancak her yaş grubundaki kadınlarda ve erkeklerde de görülebilmektedir.  

Hastalarda hipotiroidi bulguları görülür. En sık bulgular nedeni bilinmeyen yorgunluk, yüzün solgun ve şiş görünümlü olması, cilt kuruluğu ve kabızlıktır.   

Tanıda tiroid hormon testleri kullanılır. Serbest T3, serbest T4, TSH, Anti-TG ve Anti-TPO testleri tanı koydurucudur. 

Hipotiroidi tedavi edilmesi gereken bir durumdur. Tedavi edilmediği takdirde hastalarda kalp problemleri, sindirim ve sinir sistemi sorunları, kadınlarda adet düzensizlikleri, çocuk sahibi olamama gibi ciddi sıkıntılar görülebilir. 

Tedavide tiroid hormon ilaçları kullanılmaktadır. Tedaviye başladıktan sonra düzenli hekim kontrolünü ihmal etmemek gerekir. 

Kanser dışında hangi tiroid hastalıklarına cerrahi olarak müdahale edilebilir?

Yutma güçlüğü, ses kısıklığı ve nefes darlığı gibi bası bulgusu yaratan büyük nodüller

Kanser şüphesi olan nodüller

Estetik açıdan hastayı rahatsız eden nodüller

Aşırı hormon salgılayan nodül veya nodüller

Graves hastalığı

Büyük nodüller (3 ya da 4 cm üzerindeki nodüller)

Retrosternal guatr (Göğüs boşluğuna doğru büyümüş guatr – İç Guatr)

Kanser dışındaki tiroid hastalıklarında hangi cerrahi yöntemler uygulanır?

Kanser dışında da ameliyat edilmesi gereken tiroid hastalıkları vardır. Bu durumlar bir önceki soruda yanıtlandırılmıştır. Bu hastalıklarda hastalara total tiroidektomi (tiroid bezinin tamamının çıkarılması) ya da lobektomi (tiroid bezinin sadece bir tarafının çıkarılması) ameliyatları uygulanır. Hangi tekniğin uygulanacağına karar verirken, hastanın yaşı, hastanın isteği, genel durumu, ek hastalıkları, takiplere gelip gelemeyeceği gibi bazı faktörlere bakılır. 

Tiroid Kanser Cerrahisi

Tiroid kanseri nedir?

Tiroid kanseri tiroid bezinin fonksiyonlarını gören folikül denilen epitel hücrelerinden ya da parafolikül dediğimiz tiroid folikül hücrelerinin yanında yer alan diğer hücre tiplerinden çıkan kanserlerdir.

Tiroid kanseri en sık görülen endokrin bez kanseridir. Tüm kanserlerin %1 kadarını oluşturur. Kadınlarda, erkeklere göre daha fazla görülmektedir. 

Tiroid kanserinin nedeni tam olarak bilinmemektedir, ancak diğer kanser türleri gibi bir çok faktörün etkisinin rol oynadığı söylenebilir. Genetik (ailesel) olabileceği gibi, sıklıkla radyasyon veya diğer kanserojen maddelere maruz kalma etkenler arasında gösterilebilir. 

Radyasyona maruz kalma tiroid kanserleri açısından son derece önemli bir etkendir. Çocukluk veya ergenlik çağında baş ve boyun bölgesine radyoterapi uygulanan hastalarda tiroid kanseri görülme olasılığı ise %30-50’dir.

Tiroid kanseri belirtileri nelerdir?

Tiroid kanseri diğer kanserlere nazaran genellikle belirti vermez. Tiroid bezinde nodül olarak ortaya çıkabilir. Tiroid kanseri tanısı çoğu kez, başka nedenlerle yapılan tetkikler sonrasında konur. Boyunda ortaya çıkan şişlik, ses kısıklığı, yutma güçlüğü, nefes darlığı, ya da boyun yan taraflarında ortaya çıkan büyük lenf nodları belirtiler arasındadır. 

Tiroid kanseri kimlerde görülür?

Tiroid kanseri her iki cinsiyette de görülebilir. Ancak kadınlarda daha sık rastlanır. Ülkemizde kadınlarda meme kanserinden sonra görülen en sık ikinci kanserdir. 

Tiroid kanseri teşhisi nasıl konur?

Hastaların çoğunda tesadüfen saptanır. Farklı rahatsızlıklar nedeniyle hekime müracaat eden hastalarda yapılan tetkikler sonucunda tiroid nodülü saptanır. Bu nodülün biyopsi ile değerlendirilmesi sonucunda kanser tanısı konur. Tiroid kanseri hastalarının bir kısmı ise boyunda şişlik, nefes darlığı, yutma güçlüğü ya da ses kısıklığı şikayetleri ile müracaat ettiğinde yapılan incelemeler sonucunda kanser tanısı konur. 

Tanı aşamalarındaki ilk adım fizik muayenedir. Boyunda beliren şişlik düzensiz kenarlı, sert, hareketsiz ise, ya da boyun yan taraflarındaki lenf bezleri bölgesinde sert ve büyük boyutlu lenf bezleri varsa kanserden şüphelenmek gerekir. Hastanın geçmiş hikayesi ve aile hikayesi sorgulanır. Eğer ailede tiroid kanseri olan bir birey varsa, hastanın kendisinde boyun bölgesine radyasyon maruziyeti varsa şüphe biraz daha artmaktadır.  

İkinci adım tiroid ultrasonografisidir. Ultrasonografide nodül özelliklerine bakılır. Eğer bu inceleme sonucunda da kanser şüphesi devam ediyorsa üçüncü adıma geçilir ve biyopsi yapılır ve kanser tanısı konur. 

Tiroid biyopsisi nasıl yapılır?

Tiroid bezindeki şüpheli nodüllerin tanısı biyopsi ile konmaktadır ve ince iğne aspirasyon biyopsisi adı verilen bir yöntem uygulanmaktadır. Bu yöntem, herkesin bildiği enjektör iğnesi ile yapılmaktadır. Mutlaka ultrasonografi eşliğinde yapılmalıdır. Lokal anesteziye gerek duyulmaz. Genellikle ağrı hissedilmez. İğne ile şüpheli nodül içine girildikten sonra, iğne nodül içinde ileri geri oynatılarak mümkün olduğunca çok sayıda hücre alınmaya çalışılır. Yaklaşık 2-3 dakika süren bir işlemdir. Eğer ince iğne aspirasyon biyopsisi yapılan bir nodülde tiroid kanseri olsa bile herhangi bir şekilde biyopsi sonucu tiroid kanserinin yayılması görülmemiştir. 

Tiroid kanserinin türleri nelerdir?

Tiroid kanserleri başlıca 3 tipte incelenir:

İyi diferansiye (farklılaşmış) kanserler

Papiller tiroid kanseri

Foliküller tiroid kanseri

Hurthle hücreli kanser

Medüller tiroid kanseri

Anaplastik tiroid kanseri

Tiroid kanserleri arasında en sık görülen papiller tipte olan tiroid kanseridir. Seyri oldukça iyi olan bir kanser tipidir. Özellikle 40 yaşın altında, kadınlarda, çapı 4 cm’nin altında olduğunda ve tiroid bezinin dışına taşmamış ise tedaviden elde edilen sonuç çok iyidir (20 yıllık ortalama hayatta kalım %90’ın üzerindedir).

Tiroid kanserlerinin %90-95’i folliküler hücrelerden köken alan iyi diferansiye tümörlerdir. Bu gruba papiller, foliküler ve hürthle hücreli kanserler girmektedir.

Medüller tiroid kanseri ise tiroid kanserlerinin %6’sını oluşturur (bunların %20–30’u ailesel MEN Tip 2A ve 2B olgulardır).

Anaplastik kanser ise nadir görülür, ancak çok agresif bir formudur.

Tiroid kanseri diğer kanser türleri kadar ürkütücü müdür?

Diğer kanser türleri kadar öldürücü olmamakla birlikte, bazı tiroid kanseri türleri oldukça agresif klinik seyir gösterebilir. Dört tip tiroid kanseri vardır. Tiroid folikül hücrelerinden çıkan iyi farklılaşmış tiroid kanserleri tüm tiroid kanser türleri içinde takriben %85-90’ını oluşturur ki, bu tip tiroid kanserleri yaşam kalitesi ve yaşam süresi bakımından hastaları olumsuz etkilemezler. 

Ancak diğer iki tipini anaplastik kanser dediğimiz oldukça agresif seyreden tiroid kanserleri ile parafoliküler hücrelerden gelişen medüller tip kanserler oluşturur. Klinik açıdan bu tip kanserleri diğer tiroid kanseri türlerinden hariç tutmak gerekir. Medüller tiroid kanserleri ile anaplastik kanserlerin seyri birbirine benzerdir, ancak iyi farklılaşmış tiroid kanserleri ile karşılaştırıldığında kanserin nüksü daha fazladır, metastaz (uzak organ yayılımı) riski daha yüksektir ve yaşam süresi daha kısadır. 

Papiller ve foliküler tip kanserler her yaş grubunda görülen kanserlerdir. Bu tip kanserlerde erken tanının hasta yaşam süresine çok olumlu etkisi vardır. Bunun anlamı tiroidin iyi farklılaşmış kanserlerinde erken tanı ve tedavinin zamanında uygulanması sonucunda hasta yaşamını büyük ihtimalle tiroid kanseri nedeniyle kaybetmeyecektir. 

Tiroid kanserinde boyun lenf bezlerinin durumu önemli midir?

Evet çok önemlidir. Tiroid kanseri saptanan hastada mutlaka boyun her iki tarafındaki lenf bezleri kontrol edilmelidir. Bu kontrol hem fizik muayene ile hem de boyun ultrasonografisi ile olur. Bu kontrol sonucunda boyun bölgesindeki lenf bezlerinde şüpheli bir durum varsa biyopsi yapılır. Biyopsi yöntemi, tiroid nodülüne yapılan ince iğne aspirasyon biyopsisi tekniğiyle aynıdır. Bu biyopsi sonucunda kanser yayılımı saptanısa ameliyat sırasında bu lenf bezleri de çıkartılmalıdır.     

Tiroid kanserinin tedavisi nasıl yapılır?

Tiroid kanserinin birincil tedavisi cerrahidir. Kanserin boyutu, tiroid bezi içindeki yaygınlığı, etraf dokulara yayılım durumu, boyun lenf bezlerine yayılım durumu, hastanın yaşı, risk faktörleri gibi kriterler değerlendirilerek cerrahinin genişliğine karar verilir. 

Tiroid bezinin tamamı (total tiroidektomi) ya da sadece bir tarafı (lobektomi) ameliyatla çıkartılır. Eğer boyun lenf bezlerinde kanser yayılımı saptandıysa, o durumda o bölgelerde ameliyatla çıkarılır. 

Ameliyat sonrasında patolojik inceleme için gönderilen tiroid dokusu ve eğer varsa lenf bezlerinin analiz sonucu beklenir. Bu inceleme sonucuna göre hastaya radyoaktif iyot tedavisi (atom tedavisi) verilip verilmeyeceğinin kararı verilir.  Bu tedavinin verilebilmesi için tiroid bezinin tamamen alınmış olması gereklidir.

Radyoaktif iyot tedavisinin amacı, tiroid kanseri cerrahisi sonrasında vücudun herhangi bir bölgesinde gözle görülmeyen tümör dokularını ve odaklarını yok etmektir. 

Radyoaktif iyot tedavisi, Nükleer Tıp Ünitelerinde yapılmaktadır. Ameliyattan yaklaşık 4-5 hafta sonra uygulanır. Bu süre içinde hastaya tiroid hormon ilaçları verilmez ve TSH değerinin belli bir düzey üzerine çıkması beklenir. Bu süre içinde hastaya iyottan fakir diyet verilir. Böyle bir hazırlık sürecini takiben hasta tedavi günü sabahı gelir ve kurşun kaplı radyasyon geçirmeyen özel odalara yerleştirilir ve tedavisi verilir. Hasta en az 24 saat bu odada kalır. Dışarı ile teması kesinlikle yasaktır. 24 saat dolduktan sonra hastaya bazı tetkikler yapılarak vücut radyasyon miktarı ölçülür ve kabul edilebilir düzeye gerilediyse hasta taburcu edilir. Aksi durumda hasta bir gün daha hastanede misafir edilir. 

Tiroid kanseri tedavisindeki üçüncü adım tiroid hormon ilaçlarının verilmesidir. Hasta radyoaktif iyot tedavisini aldıktan sonra ilaçlar uygun dozda başlanır ve hekimin uygun göreceği aralıklarla hasta kontrole çağrılarak ilaç dozunun yeterli olup olmadığı takip edilir. Bu kontrolleri ya Endokrinoloji uzmanı ya da Endokrin Cerrahisi uzmanı yapar.  

Radyoaktif iyot tedavisinin (Atom tedavisi) zararları var mıdır?

Nadir de olsa radyoaktif iyot tedavisinin de komplikasyonları olabilmektedir. Bulantı ve kusma gibi semptomlar tedavinin uygulandığı gün görülebilir. Tedavinin ilk haftasında boynun ön tarafında gerginlik ve ağrı, hassasiyet görülür. Yutma güçlüğü ya da yutkunurken gibi yakınmalara rastlanabilir. İyot, tükürük bezleri ve böbrekler ile atılır. Bazen tükürük bezlerinde mikrobik olmayan iltihaplanmalara, ağrıya ve tükürük kanallarında daralmalara yol açabilir. Yumurtalıkları etkileyebilir. Kadın hastalara radyoaktif iyot tedavisinden sonrasında en az 6 ay tercihen 1 yıl hamile kalmaması önerilir. Kemik iliği içerisindeki kan yapım hücreleri üzerine olumsuz etkilerinden bahsedilmesine rağmen bu komplikasyonlara çok seyrek rastlanır.

Radyoaktif iyot tedavisi kansere ve kısırlığa neden olmaz.

Tiroid bezimin ne kadarının alınması gerekiyor?

Tiroid kanseri ya da başka bir tiroid hastalığı nedeniyle cerrahi gerekiyorsa, cerrahinin genişliği yani tiroid bezinin hepsinin mi, yoksa bir kısmının mı alınacağı kararı verilirken bazı faktörleri değerlendirmek gerekir. Bu faktörler, hastalığın tiroid bezinde ne kadar yaygın olduğu, hastanın yaşı, hastanın talebi, ek hastalıkları ve risk faktörleridir. 

Lenf bezlerine yayılmış tiroid kanserinde ne yapılmalıdır? 

Böyle bir durumda tiroid bezinin hepsi (total tiroidektomi) alınır, aynı zamanda lenf bezleri de çıkarılır. 

Cerrahi öncesi hangi tetkik ve işlemlerin yapılması gerekiyor? 

Ameliyat öncesinde hastanın ameliyat açısından risklerini değerlendirmek son derece önemlidir. Hastanın kalp, akciğer, sinir sistemi değerlendirmesi yapılmalı, diyabet, hipertansiyon, astım açısından araştırılmalı, eğer bu hastalıklar varsa mutlaka değerler regüle edilmelidir. Ayrıca kanama bozukluğu olup olmadığı da araştırılmalıdır.   

Tiroid ameliyatları öncesinde ise, hastanın tiroid bezinin ve boyun lenf bezlerinin durumu ultrasonografi ile değerlendirilmeli, biyopsi yapılmış olmalı ve tiroid hormon düzeyleri normal olmalıdır. Eğer hormon düzeylerinde anormallik varsa mutlaka ilaç ile normale döndürülmelidir. 

Tiroid ameliyatları öncesinde önemli bir kontrol ise hastanın ses tellerinin durumudur. Ameliyata girmeden önce hasta Kulak-Burun-Boğaz uzmanına gönderilir ve ses telleri muayenesi yaptırılır. 

Ameliyatımı yapacak doktoru nasıl seçmeliyim?

Tiroid ameliyatları sonrasında gelişebilecek en sık komplikasyonlar, ses kısıklığı ve kalsiyum düşüklüğüdür. Bu komplikasyonların oranı düşüktür, ancak ortaya çıktığında hastanın hayat kalitesini bozacak durumlardır. Bu komplikasyonların oranı tiroid cerrahisi konusunda deneyimli cerrahlar tarafından ameliyat edilen hastalarda %1-4 arasındadır. O nedenle özellikle tiroid ameliyatına karar verirken cerrahın bu konuda deneyimli olması son derece önemlidir. 

Tiroid ameliyatları sonrası görülen komplikasyonlar nelerdir?

  • Ses kısıklığı
  • Kan kalsiyum düşüklüğü
  • Kanama

 

Bunlar arasında en sık görülen ses kısıklığı ve kalsiyum düşüklüğüdür. Her iki komplikasyonun gerçekleşme oranı deneyimli cerrahlar tarafından ameliyat edilirse %1-4 arasında değişmektedir. Kanama riski %1’in altındadır. 

Ses kısıklığı, tiroid bezi arkasından geçen sinirin yaralanması sonucu ortaya çıkar. Bu sinir ses tellerini çalıştıran kasları uyarır. Sinir yaralanması olduğunda bu kaslar işlev göremez ve ses tellerinin hareketi bozulur ve ses kalitesinde bozulma ve ses kısıklığı oluşabilir. Ses kısıklığı genellikle geçicidir. Kısa süre içinde ses eski haline döner. Ancak bir yıl boyunca ses kısıklığı düzelmez ve eski haline dönmezse buna kalıcı ses kısıklığı denir.  

Kalsiyum düşüklüğü, tiroid bezi arkasında bulunan çoğunlukla 4 adet olan paratiroid bezlerinin bir ya da birkaçının yaralanması sonucunda oluşur. Tiroid ameliyatı sırasında paratiroid bezlerine giden besleyici kan damarları zarar görür ve bez ya da bezlerin beslenmesi bozulur. Bu bezlerin görevi vücudun kalsiyum dengesini sağlamaktır. Bezler yaralandığında kalsiyum dengesi bozulur ve hastada kalsiyum düşüklüğüne bağlı bulgular ortaya çıkar. Bu bulgular parmaklarda ve ellerde uyuşma karıncalanma, kasılma, dudak etrafında karıncalanma ve uyuşmadır. Kalsiyum düşüklüğü eğer olursa genellikle geçicidir. Hastalara bir süre kalsiyum ilaçları verilerek kan kalsiyum düzeyi yükseltilir. İki ya da üç ay sonra bu ilaçlar kesilir ve kalsiyum düzeyi kontrol edilir. Eğer bir yıl boyunca bu ilaçlar kesilemezse, kesildiğinde hastada kalsiyum düşüklüğüne bağlı bulgular ortaya çıkarsa, buna kalıcı kalsiyum düşüklüğü adı verilir ve hasta artık devamlı kalsiyum ilacı almak zorunda kalır.   

Kanama son derece nadirdir. Ameliyat sırasında kanamalar doğal olarak olacaktır. Ancak bu kanamalar yeteri kadar kontrol altına alınamazsa boyun bölgesinde birikir ve özellikle nefes borusuna bası yaparak nefes alımını güçleştirir ve hastada ölümcül olabilecek sonuçlara neden olabilir.

Tiroid cerrahisinde ses kısıklığının olmaması için ne yapılmalıdır?

Tedbirlerin başında öncelikle cerrahi anatomiyi iyi bilmek, sinirin anatomik yerleşimini ortaya koymak, ameliyat alanında titiz ve dikkatli çalışmak, ve loop denilen gözlüklere yerleştirilen ve görüntüyü 2,5 defa büyüten özel mikroskopları kullanmak esastır.

Ayrıca günümüzde bazı cihazlarla ameliyat esnasında sinir monitorizasyonu yapılmaktadır. Ameliyat öncesinde anestezi ile nefes borusuna özel tüp yerleştirilmekte ve ameliyat esnasında düşük elektrik akımlı problarla ses tellerini uyaran sinir monitorize edilmektedir. Ameliyat sonu alınan elektrografi ile sinirin bütünlüğünün korunduğu saptanmaktadır. Bu cihazın kullanılıyor olması sinir yaralanma riskini azaltmaktadır.  

Tiroid cerrahisi sonrası ses kısıklığı kalıcı hale gelirse tedavi ile düzeltilme şansı var mıdır?

Tüm önlemlere rağmen deneyimli merkezlerde tiroid cerrahisi deneyimli cerrahlar tarafından yapıldığında ses kısıklığı kalıcı olarak ortalama %1 oranında saptanmaktadır. Bu şunu ifade eder, ameliyat edilen her 100 hastanın birinde kalıcı ses kısıklığı olma ihtimali vardır. Bu komplikasyonu tiroid cerrahisi geçirecek olan her hastanın mutlaka bilmesi gerekir. Ameliyatı gerçekleştirecek olan cerrahın da bu konuda hastayı bilgilendirmesi şarttır. ‘Korkma bir şey olmaz ‘ gibi sözcüklerle hastaları geçiştirmek veya ‘ Ameliyatınızı ben yaparsam olmaz. Riskiniz sıfırdır.’ gibi sözlerle hastalara yanlış ve yanıltıcı bilgi vermek doğru değildir. Dünyanın her yerinde üstelik tiroid cerrahisinde deneyimli cerrahlarda bile bu komplikasyonlara rastlanabilir. Önemli olan her cerrahın arzuladığı mükemmel sonuçlara yani sıfıra yakın değerlere ulaşmaktır. Bu ameliyatlar tiroid cerrahisinde yeterli deneyimi olmayan cerrahlar tarafından uygulanırsa %1’lik oran çok daha yüksek değerlere çıkabilecektir. 

 

Geçici ses kısıklıkları ağızdan alınabilen düşük doz kortizon veya B vitamini tedavisine yanıt verebilir. Ancak kalıcı olduğunda ilk olarak hastanın ses kısıklığı, ses terapisine uygunsa bu tedavi şekli uygulanabilir. Bazen ses tellerinde oluşan hasar ses telinde atrofiye yani hasarlı ses telinin küçülmesine yol açabilir. Böyle durumlarda lokal anestezi ile yapılan kordoplasti ameliyatları veya yağ gibi maddelerle yapılan enjeksiyonların son derece yararlı olduğu gözlenmiştir. Ses kısıklığının düzeldiği ve hastanın sesini eskisi gibi kullanabildiği bildirilmektedir.

Tiroid ameliyatı sonrası günlük yaşam nasıl olmalı?

Hemen hemen tüm tiroid ameliyatlarından 4-6 saat sonra hastalar sulu yumuşak gıdalar ile beslenmeye başlarlar. Ameliyat sırasında boyun adalelerinin uğradığı travma bazen geçici olarak yutma esnasında ağrıya neden olabilir.  Özel bir beslenme türü yoktur. Hastalar çoğunlukla ertesi gün evlerine gönderilir. İki gün sonra banyo yapabilirler. Yaklaşık 4-5 günlük nekahat döneminden sonra hastalar günlük işlerine rahatlıkla dönebilirler. Bu ameliyatlar sonrasında dikiş alma gibi bir durum yoktur. Cilt dikişleri cilt altından atıldığından dolayı hastalar dikiş aldırma gibi bir işleme tabi tutulmazlar. 

Tiroid ameliyatı sonrası iz kalır mı?

Birçok ameliyat sonrasında görülebildiği gibi tiroid ameliyatlarından sonra da %1 oranında halk arasında ‘et kabarması’ diye tanımlanan keloid dokusu gelişebilir.  Bunun nedeni aşırı yara iyileşme reaksiyonudur. Bunun önlenmesi için ameliyatlarda travmanın daha az olmasına, kullanılacak malzemenin alerjik olmayan ve reaksiyonlara yol açmayan türden olmasına dikkat edilir. Ayrıca ameliyat sonrası kesi izinin daha az kalması için kortizon ve silikon içeren pomatlar verilir. Genelde tiroid ameliyatı izleri ameliyattan 6 ay sonra ince, belli belirsiz bir boyun çizgisi şeklinde kalmaktadır.

Tiroid ameliyatı sonrası takip nasıl olmalıdır?

Tiroid cerrahisinden sonra hastanın periyodik takibi ve kontrolü çok önemlidir. Tiroid hormonu seviyeleri her hastada belli aralıklarla takip edilmelidir. Hasta eğer kanser nedeniyle ameliyat olduysa tiroid hormonlarının yanında başka testlere de bakmak gerekir. Bu testler hastalığın nüks edip etmediğini bize gösterecektir. Bu nedenle hastalar kontrollerini asla aksatmamalıdır. İlaç dozlarının ayarlanması için kanda serbest T4 ve TSH değerlerine bakılır. Kanser hastalarında bu testlere ek olarak Tiroglobulin ve Anti-Tiroglobulin değerlerine de bakmak gerekir. Kan testlerinde Tiroglobulin değerinin yükselmesi kanser nüksünü akla getirmelidir.  

Özellikle kanser hastalarındaki kontrol muayenelerinde kan testlerinin yanında ameliyat bölgesinde ve boyun bölgesinde olabilecek nüks ve metastazlar ultrasonografi ile değerlendirilir.

Bu tetkikler sonucunda eğer gerekli görülürse boyun ve akciğer tomografisi veya PET yapılabilir. 

Tiroid kanseri tedavisinde kemoterapi ve radyoterapi uygulanır mı?

Tiroid kanser tedavisinde kemoterapi ve radyoterapinin yeri ve uygulama alanı yoktur. Ameliyat sonrasında tek uygulanacak tedavi radyoaktif iyot tedavisidir. Ancak bazı durumlarda, örneğin anaplastik kanser gibi agresif ve kötü seyreden tiroid kanseri tipinde ameliyat eğer mümkün olamazsa, o zaman radyoterapi ve kemoterapi uygulanabilir. 

Bir başka tiroid kanseri tipi olan medüller kanserde ise, eğer karaciğer metastazı varsa o zaman kemoterapi uygulanabilir. Ancak bu tedavilerin kullanımı çok sınırlıdır ve hasta bazında karar vermek gerekir.   

Tiroid kanseri tedavi edilmezse ne olur?

Tiroid kanserlerinin büyük kısmı, uygun tedavi edildikleri takdirde hastanın yaşamı boyunca bir sorun yaratmayacaktır. Hastaların yaşam sürelerini kısaltmayacaktır. Ancak diğer kanserler gibi, eğer tedavi edilmezse uzak organ yayılımları görülebilir ve tüm vücuda yayılma riski taşımaktadırlar. Bu durumda hastaların yaşam süreleri de kısalacaktır. 

Tiroid kanseri başka organlara yayılır mı?

Evet yayılabilir. Tiroid kanserleri en sık akciğer ve kemik dokuya yayılır. Bunların dışında nadir olarak karaciğer ve beyin dokusuna da yayıldıkları gösterilmiştir.  

PARATİROİD HASTALIKLARI

Paratiroid bezinin yapısı nasıldır ve vücuttaki fonksiyonu nedir?

Paratiroid bezleri, tiroid bezinin hemen arkasında yerleşmiş ikisi üstte ikisi altta yer alan toplam dört adet iç salgı bezidir. Oval şekilli, sağ ve sol tarafta genelde ikişer adet olmak üzere bulunan mercimek büyüklüğünde küçük bezlerdir. Sayıları ve lokalizasyonları değişkenlik gösterebilir. Normal lokalizasyonları dışında boyunda dil kökünden göğüs boşluğunda ana atardamara kadar herhangi bir yerde bulunabilirler. Paratiroid bezleri parathormon salgılayarak, vücutta kalsiyum ve fosfor dengesini sağlarlar ve tiroid bezlerinden tamamen bağımsız çalışırlar.

Bu bezler vücudun kalsiyum dengesini düzenlemede önemli fonksiyonu olan parathormon (PTH) salgılarlar. Paratiroid bezi hücrelerinde CaSR (Calcium sensing receptor – kalsiyum duyarlı reseptör) molekülleri bulunur. Bu reseptörler kandaki kalsiyum düzeylerine ve bu düzeylerdeki değişikliklere duyarlıdır. Kandaki kalsiyum düzeyi azaldığında bu reseptörler uyarılır ve PTH salgılanır.

Parathormon’un kalsiyum metabolizması üzerine etkisi;

Kemikte çökmüş olan kalsiyumun kana geçişini artırır.

Böbreklerden kalsiyum geri emilimini ve böbreklerde aktif D vitamini oluşumunu artırır.

Aktif D vitamini etkisiyle barsaklardan kalsiyumun geri emilimini artırır.

Paratiroid bezleri parathormon adı verilen bir hormon salgılayarak vücudun kalsiyum dengesini sağlayan endokrin bezlerdir. Parathormunun aşırı salgılanmasına bağlı olarak ortaya çıkan tabloya hiperparatiroidizm denir. Hiperparatirodizm durumunda kan kalsiyum düzeyi yükselir (hiperkalsemi) ve buna bağlı şikayetler ortaya çıkar. 50 yaş üzerinde görülmesi sıktır. 

Hiperparatiroidizm

Aşırı parathormon salgılanarak hiperparatiroidizm tablosunun ortaya çıkamsına neden olan etken paratiroid bezlerinin kendisinden köken alıyorsa bu tabloya primer hiperparatiroidizm adı verilir. Kronik böbrek yetmezliği veya barsaktan emilim bozukluğu gibi başka bir nedene bağlı olarak ortaya çıkıyor ise sekonder hiperparatiroidizm olarak isimlendirilir.

Primer hiperparatiroidizm  toplumda görülen kan kalsiyum yüksekliğinin en sık nedenidir. Kadınlarda daha sık görülür ve üç nedeni vardır:

Adenom: %80-85 (sıklıkla tek bir paratiroid bezindeki iyi huylu tümördür; nadiren iki veya daha çok paratiroid bezinde de olabilir)

Hiperplazi: %10-15 (bütün paratiroid bezlerin aynı anda büyümesidir)

Kanser: %1-2

Paratiroid adenomu

Aşırı PTH salgılanmasına yol açan paratiroid adenomu, paratiroid bezinin iyi huylu tümörüdür. Adenom varlığında primer hiperparatiroidi tablosu görülür ve kan kalsiyum düzeyi yükselir (hiperkalsemi). Bu hastaların %80’ninde hiçbir belirti görülmeyebilir. 

Hipoparatiroidizm

Paratiroid bezleri, tiroid cerrahisi, baş-boyun cerrahisi, boyun fıtığı cerrahisi gibi nedenlerle yaralanabilir veya damarsal beslenmeleri bozulabilir, bunun sonucunda da paratiroid bezlerinin fonksiyonları bozulur ve ortaya hipoparatiroidizm tablosu çıkar. Hipoparatiroidizm durumunda kan kalsiyum düzeyi düşer ve buna bağlı şikayetler ortaya çıkar. En erken bulgular el, parmak uçları ve ağız çevresinde uyuşma ve karıncalanmadır. Kan kalsiyumu düşmeye devam ederse şikayetlerin ciddiyeti artar ve kasılmalar gelişebilir.

Paratiroid hastalıklarının belirtileri

Hastaların büyük kısmında hiçbir şikayet olmayabilir veya iyi bir öykü alındığında çok hafif bulguların olduğu görülür. Bu hastalar genellikle çeşitli nedenlerle kan tetkiki yaptırdıklarında kalsiyum düzeyinin yüksek bulunması ile tanı alırlar. Diğer hastalarda ise halsizlik, kilo kaybı, bulantı, kabızlık, kas, eklem ve kemik ağrıları, güçsüzlük, baş ağrısı, hafıza kaybı, psikolojik problemler, çarpıntı, tansiyon yüksekliği, böbrek taşı, idrarda kan, sık idrara çıkma ve idrarda yanma gibi şikayetler ve bulgular olabilir. Hastalığın ileri dönemlerinde böbrek taşı ve buna bağlı böbrek yetmezliği, kemik kistleri ve patolojik kemik kırıkları gelişebilir.

Paratiroid hastalıkları tanısı

Kan kalsiyum düzeyi yüksek saptanan hastalarda paratiroid bezlerinde bir sorun olup olmadığını anlamak için ilk adım olarak, PTH ve 24 saatlik idrarda atılan kalsiyum düzeylerine bakılır. Bu değerlerde yükseklik olduğu takdirde tanı rahatlıkla konabilir. Ardından paratiroid adenomunun lokalizasyonunu belirlemek için boyun ultrasonografisi ve MIBI sintigrafisi çekilir ve %90 oranında paratiroid bezlerindeki patoloji ortaya konabilir.

D vitamini yetersizliğinin ülkemizde fazla olması PTH değerlerinin yüksek çıkmasına neden olabilir.

Paratiroid hastalıkları cerrahisi

Şikayeti veya hastalığa ait bulgusu olan bütün hastalara ameliyat önerilmelidir. Son yıllarda belirgin şikayeti olmasa bile rastlantısal olarak tanı konmuş olgularda bile cerrahi tedavinin uzun dönemde daha iyi sonuçlar verdiği gösterilmiştir.

Paratiroid bezleri bilinen klasik yerleşim yerleri dışında, başka yerlerde de görülebilir. Bazı hastalarda paratiroid bezleri göğüs kafesinin içine kadar ilerleyebilmektedir. Bu nedenle ameliyat öncesinde yer tespitinin doğru yapılması son derece önemlidir.   

Minimal invazif paratiroidektomi

Biyokimyasal testlerle tanı konduktan sonra ultrasonografi ve/veya sintigrafi ile tek bir paratiroid bezinde adenom olduğu gösterilebilirse ufak bir cilt kesisi (orta hatta veya boynun yan tarafında) yapılarak sadece o paratiroid bezine yönelik bir cerrahi girişim uygulanabilir. Bu yönteme minimal invazif paratiroidektomi denir. 

Minimal İnvazif Paratirodektominin Avantajları Nelerdir?

Ameliyat sonrası daha iyi bir kozmetik sonuç elde edilir.

Hastanede kalmaya gerek olmayabilir veya sadece bir gece kalınır.

Ameliyat sonrası işe dönüş hızlıdır.

Minimal invazif paratiroidektomi, endokrin cerrahisi konusunda deneyimli cerrahlar tarafından yapıldığında ve hasta seçimi iyi yapılmışsa %95 dolayında başarı sağlar.

Ameliyat sonrası hastalarda geçici hipokalsemi (kan kalsiyum düzeyinde düşme) olabilir. Bu dönemde hastalara ağız veya damar yoluyla kalsiyum desteği verilerek tedavi edilirler.

BÖBREKÜSTÜ BEZİ HASTALIKLARI

Böbreküstü bezinin yapısı

Böbreküstü (adrenal veya sürrenal) bezleri her iki böbreğin üst polünün üzerinde yerleşmiş, 3-6 gr ağırlığında üçgen prizmaya benzer organlardır. Böbrek fonksiyonlarından bağımsız çalışırlar. Vücut için çok önemli hormonları salgılama fonksiyonları vardır. Bu bezler iki tabaka içerir. Bu tabakalardan medulla adı verilen iç tabakadan adrenalin ve noradrenalin hormonları salgılanır. Korteks adı verilen dış tabakadan ise kortizol ve aldosteron salgılanır. Bu bezlerin cinsiyet hormonlarını salgılama fonksiyonları da vardır.

Böbreküstü bezi hastalıkları tanısı

Böbreküstü bezi kaynaklı hastalıklarda şikayetler salgılanan hormona göre değişir. Kanda ve idrarda ilgili hormon düzeyleri, metabolitleri veya atılan miktarların ölçümü, ile tanı konulabilir.

Böbreküstü bezleri karın arka duvarına yakın bir yerde olduğu için görüntülemede ultrasonografinin duyarlılığı düşüktür. Bu teknikle yapılan görüntüleme kesin bir değerlendirme olarak görülmemelidir. Duyarlılığı en yüksek olan teknikler, bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans görüntülemedir.

Böbreküstü bezi kaynaklı bazı durumlarda sintigrafi de tanı ve takipte kullanılır.

Böbreküstü bezi kaynaklı kitlelerde, başka organ kanserlerinin böbreküstü bezine metastaz yaptığını düşündüren durumlar dışında, ince iğne aspirasyon biyopsisi yapılmaz.

Böbreküstü bezi cerrahisi

Büyümüş olan, büyümeye devam eden, kanser ihtimali olan veya aşırı hormon üreten böbreküstü bezi kaynaklı her kitle ameliyat edilmelidir. 

Böbreküstü bezi ameliyatları, kitlenin yapısına, boyutuna, kanser olup olmadığına ve hastanın genel durumuna bağlı olarak açık veya kapalı (laparoskopik) olarak yapılabilir. Laparoskopik (kapalı) yöntem uygun böbreküstü bezi kitlelerinde ve uygun hastada altın standart yöntemdir.  

Her iki cerrahi yöntemiyle yapılan böbreküstü bezi ameliyatlarında temel amaç hasta olan böbreküstü bezinin tamamen çıkartılmasıdır. Bırakılan diğer bez çıkarılan bezin fonksiyonlarını yerine getirecektir.

Kapalı olarak başlayan ameliyatların %10 kadar kısmında cerrahi tekniği kapalıdan açık ameliyata dönebilmektedir.

Endokrin cerrahisi hakkında Prof. Dr. Ali İlker FİLİZ tarafından yazılan blog yazısını okumak için tıklayınız.

Sosyal Medyada Paylaş:

Doktorlar

Mobil Uygulamamızı İndirdiniz Mi?

'Başkent Sağlık' mobil uygulamamızla randevu oluşturmak, tahlil sonuçlarınızı görüntülemek, doktorlarımıza sorularınızı iletmeniz ve çok daha fazlası artık çok kolay! Hem iOS hemde Android cihazlarınız için hemen indirebilirsiniz.

Başkent Sağlık App Store  Başkent Sağlık Google Play Store

Mobil Uygulamamızı İndirdiniz Mi?

'Başkent Sağlık' mobil uygulamamızla randevu oluşturmak, tahlil sonuçlarınızı görüntülemek, doktorlarımıza sorularınızı iletmeniz ve çok daha fazlası artık çok kolay! Hem iOS hemde Android cihazlarınız için hemen indirebilirsiniz.

 

 

Kolorektal Cerrahi

Kolon ve Rektum Cerrahisi
 
Genel cerrahinin bağırsak ve anüs
hastalıkları ile ilgili bölümüne
koloproktoloji denir.

 

DETAYLI İNCELE

 

 

Jinekoloji Polikliniği

Kadın Hastalıkarı ve Doğum
 
Tüm hastalarımız güncel bilimsel
veriler ışığında değerlendirilmekte
ve tedavi edilmektedir.

 

DETAYLI İNCELE