Varis, toplumda oldukça sık görülen ve özellikle bacak toplardamarlarını etkileyen bir damar hastalığıdır. Çoğu zaman yalnızca estetik bir problem olarak düşünülse de bacaklarda ağrı, şişlik, ağırlık hissi, gece krampları gibi yakınmalara yol açabilir ve ilerleyen dönemlerde cilt değişiklikleri ile yaralara neden olabilir.
Günümüzde uygun hastalarda varis tedavisi için klasik cerrahi yöntemlere alternatif olarak ameliyatsız varis tedavisi yöntemleri uygulanabilmektedir. Özellikle endovenöz lazer ve radyofrekans ablasyon, sorunlu toplardamarın ultrason rehberliğinde damar içerisinden kapatılmasını sağlayan minimal invaziv tedavi seçenekleridir.
Bu işlemler çoğunlukla lokal anestezi altında, cerrahi kesi ve genel anestezi gerektirmeden gerçekleştirilebilir. İşlem sonrasında hastalar genellikle aynı gün yürüyerek evlerine gidebilir ve kısa süre içerisinde günlük yaşamlarına dönebilir.
Bacaklarımızdaki toplardamarların görevi, kanı kalbe geri taşımaktır. Bu damarların içerisinde kanın yer çekiminin etkisiyle geriye doğru kaçmasını önlemeye yardımcı olan kapakçıklar bulunur.
Bu kapakçıkların görevini yeterince yerine getirememesi durumunda kan toplardamarlarda geriye doğru kaçabilir. Venöz reflü veya venöz yetmezlik olarak adlandırılan bu durum, zaman içerisinde damarların genişlemesine ve kıvrımlı hale gelmesine neden olabilir.
Cilt yüzeyinden görülebilen genişlemiş, kabarık ve kıvrımlı damarlar varis olarak adlandırılır.
Genetik yatkınlık, ilerleyen yaş, gebelik, fazla kilo, uzun süre ayakta veya hareketsiz kalmayı gerektiren yaşam ve çalışma koşulları varis gelişimiyle ilişkili faktörler arasındadır.
Varisin belirtileri her hastada aynı olmayabilir. Bazı kişilerde yalnızca görünür damarlar bulunurken, bazı hastalarda günlük yaşamı etkileyebilecek yakınmalar ortaya çıkabilir.
Varis hastalarında görülebilen başlıca şikâyetler; bacaklarda ağrı ve sızlama, ağırlık ve yorgunluk hissi, özellikle günün ilerleyen saatlerinde artan şişlik, yanma ve kaşıntı, gece krampları ve cilt yüzeyinde belirginleşen kıvrımlı damarlar şeklinde sıralanabilir.
Hastalık ilerlediğinde, özellikle ayak bileği çevresinde cilt renginde koyulaşma, cilt ve cilt altı dokularda değişiklikler ve iyileşmesi güç yaralar gelişebilir.
Her varis aynı hızda ilerlemez ve her varis hastasının girişimsel tedaviye ihtiyacı yoktur. Bu nedenle tedavi kararı kişiye özel verilmelidir.
Ancak altta yatan toplardamar yetmezliği ilerlediğinde bacaklardaki ağrı ve şişlik gibi yakınmalar artabilir. İleri venöz yetmezlikte ödem, ciltte renk değişiklikleri, cilt altında sertleşme, yüzeyel tromboflebit, varislerden kanama ve venöz ülser olarak adlandırılan kronik yaralar görülebilir.
Bu nedenle varislerin yalnızca dışarıdan görünen kısmının değil, altta yatan toplardamar sisteminin de değerlendirilmesi önemlidir.
Varis değerlendirmesinde hastanın şikâyetleri ve fizik muayenenin yanı sıra en önemli görüntüleme yöntemlerinden biri renkli Doppler ultrasonografidir.
Doppler ultrason ile bacak toplardamarlarının yapısı, damarların açıklığı, toplardamar kapakçıklarının fonksiyonu ve damarlardaki kan akımının yönü değerlendirilebilir.
Böylece yalnızca dışarıdan görünen varisler değil, varise neden olan venöz reflünün hangi damardan ve hangi seviyeden kaynaklandığı da belirlenebilir.
Bu değerlendirme, uygulanacak tedavinin planlanmasında önemli rol oynar.
Varis tedavisinde Doppler ultrason yalnızca tanı koymak için kullanılan bir tetkik değildir. Aynı zamanda tedavinin yol haritasını oluşturur.
İşlemi gerçekleştirecek girişimsel radyoloji uzmanının hastayı muayene ederek Doppler ultrason değerlendirmesini kendisinin yapması; venöz yetmezliğin kaynağının, reflü gösteren damarların ve tedavi edilecek damar segmentlerinin ayrıntılı olarak belirlenmesine olanak sağlar.
Doppler incelemesi sırasında damarların seyri ve çapı, reflünün kaynağı ve süresi, yüzeyel ve derin toplardamar sisteminin durumu değerlendirilir.
Böylelikle her hastanın kendi damar anatomisine ve Doppler bulgularına göre kişiye özel bir tedavi planı oluşturulabilir.
Günümüzde uygun hastalarda venöz yetmezliğe neden olan sorunlu damarlar cerrahi olarak çıkarılmadan, damar içerisinden uygulanan minimal invaziv yöntemlerle kapatılabilir.
Bu amaçla en sık kullanılan yöntemler arasında endovenöz lazer ablasyon ve radyofrekans ablasyon bulunmaktadır. Bu iki yöntemde ultrason eşliğinde damar içine girilerek, damar etrafının uyuşturulmasından sonra kateter yardımıyla fonksiyon görmeyen damar kapatılarak kan dolaşımı sağlıklı damara yönlendirilir.
Endovenöz lazer ve radyofrekans işlemleri çoğunlukla lokal anestezi altında gerçekleştirilebilir.
Tedavinin süresi hastanın damar yapısına, tedavi edilecek damarların sayısına ve yapılacak ek işlemlere göre değişebilmekle birlikte, çoğu vakada işlem yaklaşık 30–45 dakika içerisinde tamamlanabilir.
Genel anestezi ve büyük cerrahi kesilere ihtiyaç duyulmaması, endovenöz yöntemlerin önemli özellikleri arasındadır.
Ameliyatsız varis tedavileri genellikle günübirlik işlemlerdir. Hastalar çoğunlukla işlem sonrasında kısa süre gözlem altında tutulduktan sonra yürüyerek evlerine gidebilirler.
Endovenöz lazer veya radyofrekans tedavisinden sonra hastaların erken dönemde yürümeleri genellikle önerilir.
Çoğu hasta kısa süre içerisinde günlük yaşamına ve rutin aktivitelerine dönebilir. Ancak işe dönüş, spor ve ağır fiziksel aktiviteler için gereken süre hastadan hastaya ve yapılan işlemin kapsamına göre değişebilir.
Tedavi sonrasında doktorun önerdiği yürüyüş programına, gerekli görülürse kompresyon çorabı kullanımına ve kontrol programına uyulması önemlidir.
Varis şikâyetiniz varsa, size uygun tedavi yönteminin belirlenmesi için girişimsel radyoloji uzmanı tarafından değerlendirilmeniz ve renkli Doppler ultrason incelemenizin yapılması önerilir.