Mevsimlerin değişmesi, hayatımızın doğal akışının bir parçasıdır. Bununla birlikte çevremizdeki değişikliklere bedenimiz ve psikolojik dünyamız da uyum sağlamaya çalışır. Özellikle sonbaharla birlikte günlerin kısalması ve gün ışığının azalması; uyku düzenimizde, enerjimizde, motivasyonumuzda ve duygu dünyamızda bazı farklılıklar oluşturabilir.
Çünkü mevsim değişikliği yalnızca çevremizdeki koşulları değil, günlük yaşamımızın gidişatını ve bedenimizin biyolojik düzenini de etkileyebilir.
Gün ışığına maruz kalma süresinin değişmesiyle birlikte uyku düzenimiz, fiziksel aktivite zamanlarımız ve sosyal yaşamımız değişikliğe uğrayabilir. Bu değişikliklerin bir araya gelmesi, ruh halimiz ve genel psikolojik işleyişimiz üzerinde de karşılık bulabilir.
Günlük yaşamımızın önemli bir bölümünü düzenleyen sirkadiyen ritim, yaklaşık 24 saatlik biyolojik döngümüzdür. Uyku ve uyanıklık başta olmak üzere birçok biyolojik süreç bu ritimle ilişkilidir ve gün ışığı bu sistemin düzenlenmesinde önemli rol oynamaktadır.
Sonbahar ve kış aylarında gün ışığının azalması, bazı kişilerde bu ritmin günlük yaşamla uyumunda değişikliklere yol açabilir.
Uyku saatlerinin değişmesi, sabahları güne başlamakta zorlanma veya gün içinde daha düşük enerjide hissetme hali bu dönemde fark edilebilen değişiklikler arasında olabilir.
Bunların psikolojik yansımaları da olabilir. Kendimizi daha isteksiz hissetmek, günlük işlere başlamakta zorlanmak, dikkatimizin dağılması veya daha az sosyal olmak gibi değişiklikler zaman zaman bu sürece eşlik edebilir.
Mevsim geçişlerinde kendimizi önceki dönemlere göre biraz daha yorgun veya isteksiz hissetmemiz tek başına bir psikolojik rahatsızlık göstergesi değildir. Önemli olan yaşanan değişikliğin kişinin genel durumundan ne kadar farklı olduğu ve yaşamını nasıl etkilediğidir.
Örneğin bazı kişiler sonbahar ve kış aylarında daha fazla uyuma ihtiyacı hissedebilir veya iştahında değişiklik yaşayabilir. Bazı kişilerde ise tam tersine uyku ve iştah azalabilir. Bu nedenle tek bir belirti üzerinden değerlendirme yapmak doğru değildir.
Klinik açıdan asıl üzerinde durulması gereken; belirtilerin bir arada nasıl seyrettiği, ne kadar sürdüğü ve kişinin günlük yaşamındaki karşılığıdır.
Belirli dönemlerde tekrarlayan belirgin çökkünlük, ilgi ve istekte azalma, enerji kaybı, uyku ve iştah değişiklikleri kişinin yaşamını belirgin biçimde etkiliyorsa, bu durumun mevsimsel örüntü gösteren bir depresif tablo açısından değerlendirilmesi gerekebilir.
Mevsim geçişlerinde ruh halimizde bir değişiklik fark ettiğimizde hemen bir tanımlama yapmaya çalışmak yerine, bir süre kendimizi gözlemlemek daha anlamlı olabilir.
Bu sorular, yaşadığımız değişikliğin geçici bir uyum süreci mi yoksa üzerinde daha fazla durulması gereken bir durum mu olduğunu anlamamız açısından yardımcı olabilir.
Daha önceki yazımızda psikolojik destek alma kararını ele alırken, kişinin yaşadığı güçlüğün yalnızca var olup olmadığına değil, yaşamı ne ölçüde etkilediğine bakmanın öneminden söz etmiştik.
Mevsim geçişlerinde de yine benzer bir yaklaşım benimsenmelidir.
Eğer yaşanan güçlük belirgin bir sıkıntıya neden oluyor, günlük işlevselliğimizi etkiliyor, uzun süre devam ediyor veya kişinin kendi baş etme yollarıyla yönetmekte zorlandığı bir noktaya geliyorsa bir ruh sağlığı uzmanından destek almak uygun olabilir.
Mevsimler değişir ve biz de bu değişimlere farklı şekillerde uyum sağlarız. Bazen yalnızca günlük ritmimiz değişir, bazen de bu değişiklik psikolojik açıdan daha belirgin hale gelir.
Burada önemli olan, kendimizdeki değişiklikleri fark etmek ve ihtiyaç duyduğumuzda bunları değerlendirmekten kaçınmamaktır.